Author: admin

İzmir’de film gibi uyuşturucu operasyonu

İzmir polisi, şehre yüklü miktarda uyuşturucu getiren zehir tacirini drone ile havadan takip ederek yakaladı.

Edinilen bilgiye göre, bir şahsın Ankara plakalı araçla İzmir’e yüklü miktarda uyuşturucu getireceği istihbaratına ulaşan İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, söz konusu aracı takibe aldı. Aksiyon filmlerini aratmayan operasyon drone ile havadan da görüntülendi. Gerekli güvenlik tedbirlerini alan Narkotik Şube ekipleri, aracı kontrollü bir şeklide durdurarak sürücü M.S.’yı (31) yakaladı. Narkotik dedektör köpeği ‘Julien’in bagaj kısmına yoğun tepki vermesi üzerine araçta yapılan aramada satışa hazır paketler içerisinde 30 kilogram 150 gram skank (genetiği değiştirilmiş esrar) maddesi ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edilen M.S., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. (İHA)

İzmir’de sokak ortasında ceset bulundu

İzmir’in Konak ilçesinde, sokak ortasında yaşlı bir adamın cansız bedeni bulundu. Bir polis memurunun ölen adamın başında dua etmesi dikkat çekti.

Edinilen bilgiye göre, bugün saat 04.30 sıralarında bir vatandaş, Ferahlı Mahallesi 3498 Sokak’ta hareketsiz şekilde yatan bir adamın olduğu yönünde ihbarda bulundu. İhbar üzerine söz konusu adrese polis ve 112 sağlık ekipleri sevk edildi. Bölgeye gelen sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde, başında darbe izleri olduğu iddia edilen şahsın yaşamını yitirdiği belirlendi. Ayrıca, polis ekiplerinin yaptığı incelemede şahsın Erdinç Yörenç (57) olduğu tespit edildi. Yaşlı adamın şüpheli ölümü nedeni ile Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili soruşturma başlattı. Kimliği belirlenemeyen yaşlı adamın cansız bedeni, savcının incelemesinin ardından İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Öte yandan, olay yerine ilk intikal eden bir polis memurunun ölen şahsın başında dua etmesi dikkat çekti. (Halil İbrahim Karabıyık/İHA)

İzmir’de dolmuş ücretlerine zam

İzmir Minibüsçüler Esnaf Odası, dolmuşlardaki ücret tarifesini değiştirdi. Daha önce en kısa mesafe olarak adlandırılan indi-bindi ücreti 2.5 TL’den 2 lira 75 kuruşa çıkarıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından onaylanan yeni tarifeye göre minibüslerde her yöne 25 kuruş zam yapıldı.

İzmir Minibüsçüler Esnaf Odası, dolmuşlarda tarife değişikliğine gitti. Odaya bağlı olarak şehir içinde trafiğe çıkan ‘M’ plakalı 1117 minibüste, her yöne 25 kuruş zam yapıldı. Böylece en kısa mesafe olarak adlandırılan indi-bindi ücreti 2.5 TL’den 2 lira 75 kuruşa çıktı. En uzun mesafe ücreti ise 3 liradan 3 lira 25 kuruşa yükseldi. Öğrenci tarifesi de 1.50 TL olarak belirlendi. Her güzergahta 25 kuruş zam yaptıklarını açıklayan İzmir Minibüsçüler Esnaf Odası Başkanı Taner Uğuz, mazot ve petrol ürünlerine yapılan zamlardan dolayı bu kararı almak zorunda kaldıklarını söyledi. Yaklaşık bir yıldır zam yapmadıklarını vurgulayan Taner Uğuz, her yöne 25 kuruşluk zamlara gerekçe olarak yüksek maliyet ve yakıt giderlerini gösterdi. Esnafın bugünkü kazançlarını ve maliyetlerini dikkate aldıklarını ifade eden Uğuz, esnafın kayıplarını telafi etmek zorunda olduklarını belirtti.

Kadınlar, tarihteki ilk eylemi İzmir’de yaptı

1828 yılında ekmek zammını protesto etmek için sokağa dökülen İzmirli kadınların, fiyatların aşağı çekilmesiyle sonuçlanan eylemleri belgelendi…

Türkiye’de tarihte kadınlar tarafından gerçekleştirilen “ilk protesto”nun, 1828’de İzmir’de yaşandığı ortaya çıktı. Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’ndeki belgelere göre, ekmeğin zamlanmasına tepki gösteren kadınlar, üç gün sokakları işgal etti. Protesto sonunda zam geri alındı.

Belgeler arşive girdi
İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’ne İlhan Pınar tarafından bağışlanan belgelere göre, Türkiye tarihindeki ilk kadın ayaklanması 1828 yılında, Kadifekale, Tilkilik, Namazgah ve Damlacık gibi Türk mahallelerinden gerçekleşti. Belgelere göre, dönemin İzmir Valisi Hasan Paşa tarafından verilen izinle yapılan “ekmek zammı” önce erkekler tarafından protesto edildi, sonuç alınmayınca kadınlar çocuklarıyla birlikte sokaklara çıkarak üç gün protesto gösterileri yaptı. İzmirli kadınların bu protestosu sonrasında ekmek zammı, Hasan Paşa’nın devreye girmesiyle geri alındı.
O dönemlerde İzmir’de bulunan Avusturya- Macaristan İmparatorluğu elçisi Baron Anton Prokesch von Osten tarafından tanık olunan olaylar, 1934 yılında Avusturya’da yayımlanan “Jahrbücher der Literatür” isimli dergide kaleme alındı. Smyrna’yı arkeoloji dünyasına tanıtan Baron Osten, yazısında, İzmir’de kadın eylemlerini olduğu gibi anlatarak, Türk kadınının zam karşısında gösterdiği mücadeleye geniş yer verdi.

Meşrutiyetten önce

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Oktay Gökdemir, “Kökeni Amazonlara dayanan İzmir kadını, farkını 1828 yılındaki protestolarda göstermiş” diye konuştu.

Otobüslerde ‘Gittiğin kadar öde’ dönemi başlıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İZBAN’da başlatılan ‘Gittiğin kadar öde’ uygulaması, toplu ulaşımda yaygınlaştırılıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun daha önce otobüslerde de uygulanacağını açıkladığı yeni sistem için Seferihisar pilot bölge seçildi.

15 Şubat’ta İZBAN’da başlatılan ‘Gittiğin kadar öde’ uygulaması genişletiliyor. ESHOT Genel Müdürlüğü’nce yapılan çalışmaların ardından Seferihisar ilçesi pilot bölge olarak seçildi. Kısa mesafede yolculuk yapan vatandaşlar için toplu taşımanın cazibesini arttırmayı planlayan belediye, ilk olarak 985 No’lu Seferihisar-Üçkuyular İskele ile 640 numaralı Seferihisar-Sığacık hatlarında yolcuların gittiği kadar ücret ödemelerine yönelik sistemi devreye sokacak. Halen ilçe tarifesi geçerli olan ve 5 liralık ücret kesilen binişlerde yeni sistem ile birlikte ücret iadesi uygulamasına geçilecek. 15 Şubat’tan itibaren İZBAN’da başlayan artı para uygulamasında olduğu gibi, yolcuların binişinde ulaşım kartlarından tam ücret kesilecek ve inişlerde de ücret iadesi olacak. Uygulanacak yeni tarife, belediye meclisi tarafından belirlenecek. (Umut KARAKOYUN/DHA)

Çiğli’de başladı, Buca’da bitti!

Çiğli ilçesindeki bir banka şubesinden yüklü miktarda nakit çeken bir müşterinin elindeki para poşetini alarak kaçan 3 şüpheli polisin takibiyle yakalandı.

Bugün saat 16.30 sıralarında İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi içindeki bir banka şubesinden yüklü miktarda nakit çeken bir vatandaş, paraları poşete koyarak dışarı çıktı. Şubenin önünde bekleyen 3 kişi, bankadan çıkan ve tekstil işi yaptığı öğrenilen müşterinin elindeki poşeti alarak kaçmaya başladı.

Olayı gören çevredekiler polise soygun ihbarında bulunurken, şüpheliler 35 GG 534 plakalı hafif ticari araca binerek kaçmaya başladı. Şüpheliler ile polis arasında uzun süren kovalamaca yaşandı. Şüphelilerin kaçtığı araç, İzmir Çevreyolu’nun Buca ayrımı yakınlarında durduruldu. Araçtaki üç şüpheli gözaltına alınarak emniyete götürüldü. Araçta ise çok sayıda 100 TL’lik banknot bulundu.

Öte yandan parası çalınan vatandaş ile fason tekstil ürünleri üretimi yaptıkları öğrenilen şüpheliler arasında ticari anlaşmazlık bulunduğu ve paraları bu yüzden aldıkları öne sürüldü. Polis araçtaki paralara el koydu.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

İzmir’de Herkesin Eşit ve Ekolojik Bir Yaşam Sürdürdüğü Gerçek Şirinler Köyü: Gağgı Çiftliği

İnsanın kendi doğasına karşı verdiği savaş her geçen gün daha da dayanılmaz bir boyut alırken, kentten ve bu sahte kaos ortamından kaçıp saf bir yaşam sürdürmeye giden insanların sayısı da çoğalıyor. Bu cesareti göstererek kendi varlığına tekrar yüzünü dönen insanların hikayelerini okumak, bize hayalimizde yalnız olmadığımızı hatırlatarak umut ve cesaret aşılıyor.

İşte bizlerle benzer duyguları paylaşan, insanlar arasındaki eşitliğe ve doğaya olan özlemini gidermek için çözüm üreten insanlar, küçük bir adımla harika bir başlangıç yaptılar. Veysi Özdemir ve Türkan Varisli bir araya geldikleri diğer gönüllülerle kurdukları Gağgı Çiftliği’nde hayallerini gerçekleştiriyorlar. 

Gağgı Çiftliği, 2010 yılında İzmir’in Sarıyurt köyündeki Karlık dağında, 50 dönümlük bir arazide, bir grup insanın ortak emeğiyle kuruldu. Bu köyde, insanların ait olduğu ülke, dil veya ırka bakılmadan ekolojik bir yaşam sürülüyor.
Gağgı Çiftliği’nde, en az bulunan şey teknoloji ve para. Bunun yanında, bol bol kestane, ceviz, armut, elma, erik ve meşe ağaçları var.

Gağgı’daki 8 yurdun hepsi odun sobası ile ısınıyor, su ihtiyacı Karlık dağından gelen doğal su kaynaklarından karşılanıyor ve güneş panelleri ile elektrik ihtiyacı gideriliyor.
Kış aylarında kar yağışı yüzünden donan sular, köy sakinleri tarafından eritilerek kullanılıyor.

Bu köyde telefon, müzik aleti gibi kirlilik yaratan eşyalara yer verilmiyor. Bunun yerine köy sakinleri doğal ürettikleri aletlerle kendi müziklerini yapıyorlar.
12ciftlik1
Yapay ürünlere mümkün olduğunca yer verilmeyen Gağgı’da kullanılan temizlik ürünleri de tamamen doğal. Burada deterjan yok, meşe külü ve zeytin yağı sabunu var.

Gağgı köyü sakinleri doğanın insanı koruduğuna inanıyor. Bu yüzden hiçbir yurt kapısında kilit yok. Alınan tek önlem, bostanları yaban domuzlarından korunmak için çektikleri çitler.

Bu köyün halkı tamamen gönüllülerden oluşuyor. Dolayısıyla, bahçe işleri, yurt yapımı, temizlik, yeni yaşam alanları yaratmak gibi aklınıza gelebilecek her iş, ortaklaşa bir çalışmayla yapılıyor. İnşa edilen sera sayesinde Gağgı’da 12 boyunca ekim yapılabiliyor. Tamamen yerli tohumların kullanıldığı Gağgı sakinlerindne Türkan Varisli şunları söylüyor;

“Piyasada satılan GDO’lu ve ilaçlanmış tohumlar tekrar tekrar ilaca ihtiyaç duyuyor. Bundan dolayı biz toprağımızı ilaçlı tohumlarla kirletmek istemiyoruz. Ondan dolayı yerli tohumları bir sonra ki yıl için saklıyoruz. Aynı zamanda daha sağlıklı ürünler için sürekli çevre köylerle ki çiftçilerle tohum takası yapıyoruz.”

Bol bol misafir ağırlanan çiftlikte, sebze ve meyvelerin birçoğu ziyaretçilerle paylaşılıyor. Biçilen ürünlerden fazla olanlar güneşle kurutularak kışın tüketiliyor. Kimyasal ilaç kullanmadan ürettikleri ürünlerin kurtlarını elleriyle temizliyorlar
Elde edilen ihtiyaç fazlası meyve, pekmez, reçel, bal, ceviz gibi ürünler, çevredeki ekolojik topluluk pazarlarına götürülerek satılıyor. Ama pazara gitmelerindeki amaç sadece satış yapmak değil, insanlara toprağı ilaçla kirletmeden de, ekolojik ve sürdürülebilir bir yaşamın mümkün olduğunu anlatmak.

Gübre olarak ormandan meşe ve ceviz yapraklarının yıllarca üst üstte durduğu çürümüş, kutlanmış katmanı getirip bahçemize atıyoruz. Bahçemizin sulamasını ise dağlardan akan doğal sularla damlama yöntemiyle suluyoruz. Ürünlerindeki hastalıkları arap sabunu, zeytin yağı, sirke, acı biber, sarımsaklı su gibi ürünlerle gideriyoruz. Ürünlerindeki kurtları ise daha doğal olması için, sadece ellerimizle ayıklıyoruz.

Gağgı’nın kurulma amacı; kolektif, komün bir yaşamı mümkün kılmak. Irk ve dil ayrımı yapmadan, temiz hava, su ve toprakla birleştirici bir yeryüzü evi kurmak. Gağgı sakinlerinden Veysi Özdemir’in sözleri böyle bir yaşam için umut vadediyor:
Komün bir beklentili bir enerji ile inşa edildi burası. Hayalim komün enerjinin Gağgı’da gerçekleşmesidir. Burada yaşam kolektif bir zihinle başlıyor. Gağgı’da doğanın takvimine göre hareket ediyoruz. Gağgı’nın felsefesi insanın kendi iç enerjisini doğanın enerjisi ile birleştirmek. Doğa iyi bir öğretmen, o iyi öğretiyor ama devamsızlık yapmamak, kaçmamak gerekiyor. Doğa ile beraber yaşamak gerekiyor.

Burada şehirdeki insanların yaşadığı bulaşıcı hastalıkları yaşamıyorum. 6 yıldır buradayım grip ya da farklı bir hastalığa daha yakalanmadım. Burada yaşım ilerliyor ama daha da dinçleşiyorum

Yeryüzündeki insanların ülke, ırk ve dil olarak ayrışmasını istemiyorum. İnsanları birleştirecek küçük faaliyetlerin olması gerektiğini düşünüyorum. Benim için de insanları birleştirecek o küçük faaliyet Gağgı. Buranın insanlar için bir yeryüzü evi olmasını istiyorum.

İzmir’de 87 Cinayeti Çözen Türkiye’nin Tek Kadın Asayiş Şube Müdürü Seda Okur

Kadınlar artık birçok tabuyu yıkmayı başararak çeşitli mesleklerde görev alıyorlar. Aslında birçok meslek grubunda kadın ve erkek arasında beceri farkı olmadığını olayın sadece yargılardan ibaret olduğunu başarılarıyla hepimize kanıtlıyorlar. Bu durumun en büyük örneklerinden biri de başlı başına zor bir meslek olan polislikte oldukça başarılı bir asayiş şube müdürü olan Seda Okur.

Gazete Habertürk’den Neşet Dişkaya’nın haberine göre Türkiye’nin tek kadın asayiş şube müdürü olan Seda Okur, 1 yıldır İzmir’de Asayiş Şube Müdürlüğü görevini yürütüyor. 5 milyon nüfuslu İzmir’de geçtiğimiz 1 yıl işlenen 87 cinayeti de ekibiyle çözmeyi başardı. Ayrıca birçok uyuşturucu çetesine operasyon düzenlendi ve dolandırıcı çeteleri çökertildi. Tüm bu başarıların arkasında Seda Okur ve ekibi var.

seda_okur_2_600x441

Seda Okur Ankara Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde okurken Polis Akademisi’ne girdi

seda_okur_4_600x403

1998’de İzmir’de komiser yardımcılığı görevine atandı

seda_okur_7_600x440

2011’de Şanlıurfa’ya tayini çıktı ve orada 5 yıl görev yaptı

5 yıllık Şanlıurfa görevinin ardından tekrar İzmir’e döndü ve asayiş şube müdür yardımcısı oldu

seda_okur_6_600x398

Seda Okur geçen yıl ise asayiş şube müdürü olarak atandı

Seda Okur’un babası da Eski Çanakkale ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Orhan Okur

İzmir’de Asayiş Müdürü olduğu bir yıl boyunca işlenen 87 cinayetin tümünü Seda Okur ve ekibi çözdü

seda_okur_8

Çözdüğü cinayetler arasında Türkiye’nin gündemine oturan 10 yaşındaki Ceylin‘in davası da var. Küçük kızın katil zanlısıyla bir kadın olarak konuştuğunu ve kadının sabaha karşı itiraf ettiğini söylüyor Seda Okur

seda_okur_9

İzmir’in Selçuk ilçesinde kaybolduktan 9 yıl sonra öldürüldüğü ortaya çıkan Ümmü Özkan cinayeti de Seda Okur’un kurduğu özel ekip sayesinde çözüldü

seda_okur_10_600x368

Gece eğlence mekanlarına yapılan kontroller sırasında oldukça ilgi gören Seda Okur, birçok insanın şaşırdığını ve kadın olduğu için bazı durumlarda daha kibar davranıldığını söylüyor

seda_okur_5_600x408

Ayrıca ekibiyle yaptıkları operasyonlarda birçok dolandırıcı ve uyuşturucu çetesinin de çökertilmesini sağladı.

Seda Okur telsizini sürekli yanında taşıyor ve “Kadınların elinden ütü düşmez ama benim mutlaka baş ucumda elimde hep telsiz var. Asayiş 24 saat devam ediyor.” diyor.

seda_okur_3_600x404

Bu duruma babası da polis olduğu için alışkın olduğunu söyleyen Seda Okur “Mutlaka her an her şey olabiliyor. Babamdan da çok alışıktım zaten. Uyurken bir anonsu duyup fırlayıp müdahale edebiliyordu. Onu hep örnek aldım. Telsizin sesi hep belli bir ayardadır. Onu takip ederim. Bitmek bilmeyen bir süreç asayiş.” diyor.

Aynı zamanda bir anne olan Seda Okur mümkün olduğunca kızına ve ailesine de vakit ayırmaya çalışıyor

İzmirliler en çok hangi balıkları tercih ediyor?

2018 yılı balık avı sezonunu değerlendiren Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Akyol, İzmir halkının balığa ilgisinin oldukça yüksek olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Okan Akyol, “Yapılan araştırmalara göre İzmirlilerin yüzde sekseni taze balık ve sardalye tüketiyor. Kültür balığı tüketimi de İzmir’de revaçta. İzmir, Muğla’dan sonra kültür balıkçılığında ikinci sırada yer alıyor. Dolayısıyla kültür balığı olan çipura ve levrek tüketimi de oldukça yoğun. Bunun dışında İzmir halkı küçük ölçekli balıkçılığın hakim olduğu İzmir kıyılarında bulunan yerel pazar ve mezatlarda satışları olan barbun, kefal, mercan balıkları, dil balığı gibi pek çok balığı da tüketiyor.. Kış sezonunda hamsi gibi dışardan gelen balıkları da tercih ediyorlar. Yine deniz kenarlarındaki balık restoranlarının da dolu olduğunu görüyoruz. İzmir halkı balık tüketmeyi seviyor” dedi.

“SEZON BU SENE ÇOK İYİ DEĞİLDİ”

Balık avlanma yasağının 15 Nisan’da başlayacağını ve bu yasağın 1 Eylül’e kadar devam edeceğini söyleyen Prof. Dr. Akyol, “Balık sezonunu yerel ve ulusal basından, balıkçılardan aldıkları geri bildirimlerle takip ediyoruz. Sezon bu sene çok iyi değildi. Türkiye’nin ana üretimi olan hamsi balığı bu yıl çok az elde edildi. Bunda küresel ısınma bir etken. Denizlerimiz artık ısınmaya başladı. Bu nedenle tropik bir takım egzotik balıklar da buralara gelmeye başladılar. Bunlar da bizim için bir gösterge. Moritanya’ya bir gidiş var. Bu bölge yoğun besin tuzu üreten sahalara sahip. O nedenle çok balık üretimi oluyor orada. Fakat Moritanya bu balıkları yeterince avlayamıyor. Bu yüzden ikili anlaşmalar çerçevesinde bizim altmışa yakın teknemiz, oraya giderek yaklaşık 5-6 yıldır bu açık deniz avını gerçekleştiriyorlar. Tabii bu bizim balıkçılığımız için oldukça iyi bir durum. Türkiye artık açık denizlere gidip, balık avlayabilir bir konuma geldi demek yanlış olmaz” diye konuştu.

“BALIK YAĞDA PİŞİRİLMEMELİ”

Türk toplumunun tavada balık pişirmeyi çok sevdiğini ifade eden Prof. Dr. Akyol, bu yöntemin balığın besin değerlerini düşüren bir durum olduğunu anlattı. Fırın ve ızgarada pişirilen balıkların daha sağlıklı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akyol, mümkün olduğunca yağ kullanılmamasını tavsiye etti.

Balığın çiftlik ya da doğal olmasının içerdiği mineral, omega3, enzim ve protein değerleri açısından farklılık taşımadığını ifade eden Prof. Dr. Akyol, “Besin değerleri açısından düşünülmesine gerek yoktur, ikisi de tercih edilebilir. İkisi arasında ayrım yapılacaksa renkten yapılabilir. Çiftlik balığında pelet yem kullanıldığı için renk biraz daha solgun ve mat oluyor. Doğal beslenen balıklar yedikleri kabuklu canlılardan kaynaklanan daha canlı renklere sahip olurlar.” dedi.

“BALIKÇILAR BİLİNÇLENDİRİLMELİ”

Ülkede bilinçli avlanma üzerine birçok kampanya yürütüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Akyol, “Su Ürünleri Fakülteleri’nin yaptığı yayınlar, çeşitli projeler çoğunlukla bu bilinçli ve sorumlu avcılığa yönelik konulardan oluşuyor. Balıkçılara bunlar anlatılıyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da kendi bünyesinde eğitimler veriyor, broşürler basıyor, bilgilendirme toplantıları yapıyor. Fakülteler ve bakanlığın beraber çalışma yürüttüğü zamanlar da oluyor. Özellikle son yıllarda balıkçılarımız büyük oranda bilinçlendirilmiş durumda. Fakat balıkçının doğasında en çok balığı yakalama isteği vardır. Bazen otokontrol yapmaları gerekiyor. Kimi zaman kaçak avcılık söz konusu olabiliyor. Önüne geçmek adına şikâyetler de yapılıyor. Sonuçta iyi niyetli ve sorumlu balıkçılar çoğunlukta. Üremesi sıkıntıda olan balık diye bir şey yok. Her balık zamanı gelince üreme göçünü yapar. Sadece kirli ortamlarda balıklar üreme yapamaz. Temiz ve uygun tuzlulukta, oksijeni yeterli bir ortama yumurtalarını bırakır. Onu bulamazsa sorun yaşar. Bu nedenle deniz kirliliğine karşı hassas olmamız gerekiyor” dedi.

Kaf Kaf’ın çeyrek finalde rakibi belli oldu

FIBA Şampiyonlar Ligi’nde PAOK’u eleyen Pınar Karşıyaka’nın rakibi UCAM Murcia oldu.
Son 16 turu ilk maçında evinde Iberostar Tenerife’ye 71-66 mağlup olan UCAM Murcia, rövanşta rakibine 83-72’lik üstünlük sağlayarak turu geçen taraf oldu. Pınar Karşıyaka, İspanyol ekibi ile çeyrek final ilk maçını 27-28 Mart’ta İzmir’de, rövanşı ise 3-4 Nisan’da İspanya’da oynayacak. Normal sezonda A Grubu’nda UCAM Murcia ile mücadele eden Pınar Karşıyaka, her 2 maçta da rakibini mağlup etmişti.