Category: Genel

Karşıyaka’da Facianın Eşiğinden Dönüldü

Karşıyaka’da Facianın Eşiğinden Dönüldü

Cengiz İnşaata ait inşaat alanındaki vinç, Karşıyaka Süleyman Demirel Anadolu Lisesi’nde sınıfın içine düştü. Olay gece olmasaydı büyük bir felaket yaşanacaktı. Fotoğraftaki sınıfın, 10- C’ nin öğrencileri tesadüfen hayatta kalmış, bu ülkede yaşayan herkes gibi!

Kent ormanı olarak görmek istediğimiz yerleri beton ormanları haline getirenler, buraları rant kapısı olarak kullananlar bu işin sorumlularıdır.

Hiçbir çocuğumuzun zarar görmemiş olmasına sevinelim mi, bundan sonra da okulun yanında faaliyetlerine devam edecek olan Cengiz İnşaat’ın oluşturacağı risk ile korkalım mı bilemedik.

İlgili makamları göreve davet ediyoruz. Umarız böyle bir facia bir daha yaşanmaz.
IzmirList.com



Kuşlar yine trafik denetimine başlamış

Kentin en işlek bölgelerinden olan İnönü Caddesi’nde trafik lambaları ve sokak lambalarının üzerinde yan yana duran güvercinler ilginç görüntü oluşturdu. Çevreden geçen vatandaşların, “Kuşlar yine trafik denetimine başlamış” esprileri dikkat çekti.

İzmir’de trafik lambaları ile sokak lambalarında yan yana duran onlarca kuş, adeta kentin hızlı akan trafik ve hayatını ‘kuşbakışı’ izledi.

Konak’a bağlı İnönü Caddesi’nin sağ ve solunda yükselen 10 katlı apartmanlar arasında kuşların konacak ağaç bulamaması kentlerin ‘betonlaşma’ sorununu bir kez daha gözler önüne serdi.

Trafik lambalarının üzerinde tüneyen güvercinlerin yoldan geçen araçları incelemesi ise yurttaşların, “İnönü Caddesi’nde radar var” yaklaşımlarına neden oldu

.

Benden Artık Geçti

Deshun Wang 80 yaşında Çinli bir fotomodel. Kendisi aynı zamanda dünyanın en seksi büyükbabası diye de adlandırılıyor. Podyumdaki görüntüleri ile akıllara kazınan bu adamın hayatı “benden geçti artık” tanımının ardına saklanan birçok kişiye ilham kaynağı olabilir.

Doğma büyüme Çinli olan Wang 24 yaşında tiyatro ile ilgileniyor, İngilizce’yi 44 yaşındayken öğreniyor, 49 yaşındayken kendi pantomim grubunu kuruyor, spora 50 yaşında başlıyor, 57’sinde kendi tiyatro disiplini ‘yaşayan heykeller’i hayata geçiriyor, 67’sinde sinema oyunculuğuna geçiyor ve ‘The Forbidden Kingdom’ ya da ‘Detective Dee’ gibi, Türkiye’de de bilinen bazı büyük prodüksiyonlarda rol alıyor, 70’inde antrenman seviyesini yükseltiyor ve keşfedilip ilk kez 79 yaşında podyuma çıkıyor ve halen yapacak çok şeyi olduğunu hayallerinden vazgeçmeyeciğini dile getiriyor.

Birşeyler için benim için artık çok geç dediğinizde bunun aslına sizin bahaneniz olduğunu anlamanız dileğiyle…



Bugün 9 Eylül, bugün Mustafa Kemal

Çelikten çok daha güçlü yürekleri ile özgürlük uğruna ölen ölümsüzlerin saygı ile anılacağı gün.
Bugün 9 Eylül.
Türkiye’nin emperyalizme karşı kazandığı savaşta özgürlük bayrağının İzmir burçlarına çekildiği gün.
Bugün 9 Eylül.
Yorgun atları, mermisiz silahları, sevinç gözyaşları ile kuvvacıların, süvarilerin, yürekli cengaverlerin İzmir’e bağımsızlık destanı yazarak girdikleri gün.
Bugün 9 Eylül.
Dört yıl süren birinci emperyalist paylaşım savaşında, “Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk. Güneşi emziriyor çocuklarımıza kadınlarımız” sözlerini şiar edinen Anadolu Halkı’nın özgürlük ve bağımsızlığını İzmir’den dünyaya haykırdığı gün.
Bugün 9 Eylül.
Mustafa Kemal’in askerleri, ki “Onlar hiçbir ölümlünün hayal edemeyeceği şeyler hayal ettiler, yoktan bir ülke, bir ulus, bir vatan var ettiler”
Bugün 9 Eylül.
1919’da başlayan emperyalist kuşatmayı, Türkiye’nin dört yılda kırıp parçaladığı, süvarilerin İzmir’e girmesiyle emperyalistlere karşı savaşı kazandığı gün: “Nal sesleri sönüyor perde perde / Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde / Atlılar atlılar kızıl atlılar / Atları rüzgar kanatlılar”
Bugün 9 Eylül.
9 Eylül’lerde düğün kuralım dostlar, Lazlar laz horonuna çıksın, Kürtler kürt horonuna. Bir kaşık vuralım ki silah çatar gibi parçalansın. Kastamonu uşağı Sepetçioğlu’na kalksın. Ankaralı miskete, Yozgatlı Çiçek Dağı’na, İzmirli zeybeğine, Erzurumlu barına.
Bugün 9 Eylül.
“Sonra / Sonra 9 Eylül’de İzmir’e girdik. / Kayserili bir nefer / Yanan şehrin kızıl içinden gelip / Ve öfkeden sevinçten ümitten ağlıya ağlıya / güneyden kuzeye / doğudan batıya / Türk halkıyla beraber seyrettik rıhtımdan Akdeniz’i / Ve biz burada bitirdik destanımızı”
Bugün 9 Eylül.
Bugün Mustafa Kemal.
Bugün ben. “Ben daha büyük / Ben daha yüce / Ölürüm özgürlük için.”
Bugün 9 Eylül.
Bugün İzmir
Bugün Türkiye.
Bugün Mustafa Kemal Atatürk.
Bugün gökyüzü ve sonsuzluk bende.
Sen gözlerimin içinde.
Bugün 9 Eylül
Bağımsızlık savaşıyla büyüyen gül.
Bugün 9 Eylül…


Okan Yüksel – 9 Eylül Gazetesi

İzmir’de Bir Küba’lı

ROBERTO PEREZ FERNANDEZ
Fernandez; İzmir’i kendine vatan edinmiş bir Küba’lı.
Tam bir İzmir/Karşıyaka aşığı. Kaf-Kaf çekmeyi yeni öğrenmiş ve bunu çok seviyor. 

Havana ve İzmir’i; Küba ve Türkiye yi birbirine çok benzetiyor.

Fernandez Karşıyaka’da bir özel okulda ispanyolca öğretmenliği yapıyor ve yine öğretmen bir Türk ile evli. 

Karşıyaka’da yaşıyor ve buradan ayrılmaya hiç niyeti yok.
Fernandez; dünyanın neresinde olursak olalım inatla barış ve özgürlük taleplerimizde ısrarcı olmamız gerektiğini düşünüyor.

Teşekkürler ve hep böyle sevgiyle kal Fernandez 

Volkan Gönen – İzmirList


Ucuz Medya İzmir’de de Ucuz


Evet hepimiz ailecek “FETÖ” haberlerinden bıktık. Gerçek olsa gam yemeyeceğiz de eğitimSen’li hocayı, Ateist akedemisyeni fetö bağlantısı adı altında halka “Fetö”cü olarak dayamasalardı eğer.
Bugün yancı medyasından tut, CHP’li medyasına kadar manşetlerde “Altınyolda Takas” başlığında haberler döndü. 2 Araba arasındaki alışverişten bahsediyorlar. Tabi haberin albenisini arttırmak için de alışveriş olayına konu olan malı buğuluyorlar. 
Aradaki mal bira. Tuborg.
Lan 2 araba birbirine bira paslıyor. Sanki uranyum verdi.
Büyütülecek olan nedir?
Sanki her zaman altınyolun bornova kavşağı öncesi  polis kontrolü varmış gibi de bir fotoğraf kaktırmışlar araya. Gören de altınyolda her gün kontrol var. Tam aksine trafiği aksatmamak için altınyolda kontrol olmaz. Bunu her İzmir’li bilir.
Demem o ki, halk kendi doğru kaynaklarını takip etmedikçe bu kalitesiz haber kaynakları halka farklı bir şey sunmayacaklar.
Tam olarak bir haber sitesi olmasakta izgazetesinden yeniasır’a değerlendirmiş olsakta izmirlist.com’dan başka takip edilecek kaynak maalesef İzmir’de yok.
Türkiye geneline bakarsak ta doğru haberi ancak birkaç yürekli siteden alabilirsiniz.

www.redaktif.com
Abbas Külyutmaz

Doğal Yaşam Parkı’nı 8 yılda 6.5 milyon kişi gezdi

İZMİR’de, belgesellerde izlenen birçok hayvanı, doğal ortamlarında çıplak gözle görme imkanı sunan Doğal Yaşam Parkı’nı, açıldığından bu yana geçen 8 yılda 6 milyon 545 bin 849 ziyaretçi gezdi.


İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin özkaynakları ile yapılan Sasalı’daki İzmir Doğal Yaşam Parkı’nı, açıldığı 2008 yılından bu yana tam 6 milyon 545 bin 849 ziyaretçi gezdi. Yılın 12 ayında sadece İzmirliler değil Ege Bölgesi başta olmak üzere yurdun dört bir yanından hatta yurtdışından bile parkı görmeye gelenler oluyor. 450 bin metrekare büyüklüğündeki parkta 150 değişik türde yaklaşık bin 500 hayvan yer alıyor. Fil, zürafa, aslan, kurt, sırtlan, ayı, puma, vaşak, maymun, su aygırı, sürügenlergibi çok sayıda hayvanı burada gömek mümkün oluyor. Sadece hayvan türü ile değil parkta 216 çeşit bitki türü de bulunuyor. 

SICAK ZORLUYOR
İzmir’de sıcak hava, Doğal Yaşam Parkı’ndaki hayvanları olumsuz etkiliyor. Hayvanlar sıcağın en etkili olduğu öğle saatlerinde kaya içlerine, ağaç altlarına ve diğer gölge yerlere çekiliyor. Ziyaratçiler sabah saatlerinde gelip hayvanları çıplak gözle yakından görme, vahşi olmayan türleri besleme, hayvanlarla selfie yapma ya da cep telefonu ile görüntü alma fırsatını buluyor. Şehrin kalabalığından uzakta olmasına rağmen kolaylıkla ulaşılabilen Doğal Yaşam Parkı, özellikle hafta sonları ailelerin ilgi odağı oluyor. 

İzmir Doğal Yaşam Parkı Müdürü Şahin Afşin, “Burada ziyaretçiler televizyon ekranlarında, belgesellerde izlediği hayvanları, çıplak gözle görme, izleme hatta elleriyle besleme imkanı buluyor. Sürekli yeni hayvan türleri getirerek, parkımızı daha da zenginleştiriyoruz. Ziyaretçi sayısı her geçen yıl daha da artıyor” dedi.

İzmir’in Birbirinden Güzel 10 Halk Plajı

İzmir, sayısız sahil beldesinde bulunan dillere destan plajlarında her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Lüks tatiller yapmak yerine az masraflı ama keyifli bir tatil yapmak isteyen tatilciler ise tercihini halk plajlarından yana kullanıyor.
Şemsiyesini, sandalyesini alıp kendini halk plajlarına atmak isteyenler için pek çok alternatif bulunuyor. Özellikle bu sahil beldelerine yakın yerlerde yaşayanlar haftasonu yaptıkları günübirlik tatillerle bu güzel plajların tadını çıkarıyor. İşte hem ucuz hem de eğlenceli bir tatil imkânı sunan halk plajlarından bazıları…

İzmir’de Denize Girebileceğiniz 10 Halk Plajı

1. Karaburun, Akvaryum Plajı


İzmir’in mavi bayraklı plajlarından biri olan Akvaryum Plajı, masmavi suları ve muhteşem sahili ile cennetten bir köşeyi andırıyor. Denize girebileceğiniz alan çok büyük olmadığı için hatfaiçi gitmeyi tercih etmeniz daha keyifli bir gün geçirmenizi sağlayabilir.

2. Çeşme, Ilıca Plajı

Çeşme’nin en çok bilinen plajlarından biri olan Ilıca, ılık suyu ve zemini kumla kaplı denizi ile yaz aylarının vazgeçilmez yerlerinden biri oluyor.

3. Seferihisar, Akkum Plajı

Küçük bir koyu andıran Akkum Plajı, tertemiz ve serin denizi ile tatilcilerin en çok tercih ettiği plajların başında geliyor.

4. Urla, Demircili Köyü, Melengeç Plajı

Eğer soğuk suyu seviyorum diyorsanız, Demircili Köyü içerisinde bulunan bu plaj tam size göre. Soğuğu sevmeseniz de akvaryumu andıran bu muhteşem denize girmeden durmanın çok mümkün olmadığını da söylemek gerek.

5. Çeşme, Dalyan, Kocakarı Plajı

Tertemiz suyu ve kumsalı ile aileler ve gençler tarafından oldukça tercih edilen bir plaj olan Kocakarı plajı, şemsiyesini sandalyesini alıp yola çıkan pek çok tatilcinin uğrak yeri.

6. Çeşmealtı, Mavi Plaj


Hafta sonu günübirlik deniz kaçamağı yapmak isteyen ailelerin ve gençlerin tercih ettiği bir yer olan Mavi Plaj, özellikle ulaşım konusundaki rahatlığı nedeniyle oldukça kalabalık oluyor.

7. Urla, TCDD Kampı


Urla’nın hemen girişinde bulunan ve ucuz olmasının yanı sıra temizliğiyle de tercih sebebi olan bu plaja girerken, cüzi bir ücret ödemeniz gerekiyor.

8. Eski Foça, Halk Plajı


Küçücük ama şirin yapısıyla görenleri kendine hayran bırakan bir yer olan Eski Foça’da ister sokakları gezebilir isterseniz de halk plajında güneş ve kumun tadını çıkarabilirsiniz.

9. Çandarlı, Kale Önü Plajı

Tarihi Çandarlı Kalesi önünde bulunan Çandarlı Kale Önü Plajı, mavi bayraklı denizi ve plajın çevresinde bulunan işletmeleri ile zahmetsiz ve keyifli bir tatil imkânı sunuyor.

10. Yassıcada

İşletmesi belediyeye ait olan bu plaja, yaz sezonu faaliyete başlayan vapurlar sayesinde ulaşım sağlanıyor. Yassıcaada özellikle haftasonları çok kalabalık oluyor.

Can Baba, şiir, şarap ve çoğul türkülerimiz

Can Yücel’in hayatımızdan ayrılışının üzerinden tam on yedi yıl geçti. Naaşını tedavi olduğu ve hayata gözlerini yumduğu Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi’nin bahçesinden karanfillerle ve alkışlar eşliğinde mekanı Datça’ya uğurlayışımızı hatırlıyorum. Can Baba’nın sonsuzluğa yolculuğu bir devrin kapanması demekti. Ondan bize kalan yeri dolmayacak boşluk, toprak rengi bir suskunluk ve  göz yaşlarıyla açıklanamayacak bir acıydı boğazımızda düğümlenen. Oysa çok geçmeden anlayacaktık ki suskunluk ona göre değildi. Muhalif kimliğinin yarattığı etki, ölümünü de kapsadı. Mezarına saldıranlar oldu, anma etkinlikleri iptal edildi. Çünkü o sadece bir şair, bir düşünce adamı değildi, eğilip bükülmeyen bir muhalifti. 
Öğrencilik yıllarımızda şiir ve edebiyat hevesi kadar devrim de düşlerimizi süslerken İzmir’deki Evrensel Kültür Merkezi’ne takılırdık. Şimdiki kitap kafelerinin misyonsuzluğuna  ve apolitikliğine inat siyaset, sanat ve düşünce adına dopdolu bir sanat kültür merkeziydi orası. Can Baba’nın şarap tadında yaptığı söyleşi günlerce etkisini sürdürmüştü. Biz acemi gençler o koskoca Can Baba’ya Zeus’un Olimpos’tan inmiş hali  gibi hayranlıkla bakakaldık. Onunla ilgili anlatılanlar dilden dile dolaşırdı zaten. O sadece bir şair değildi, o şiirin Zeus’uydu. Ama kötülük ve hırslarından arınmış bir Zeus. Sadece şiirsellik ve yaratıcılıkla dolup taşan tanrısal güç anlamında bir benzeyişti bu olsa olsa. Çünkü insan beyninin çalışmadığı söylenen yüzde doksanına misillemeler ve meçhul kıtalara heyecan aşılayan şimşeklerle doluydu şiirleri.
Kendisi şöyle anlatır bunu bir söyleşisinde: “Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika. Şiir nedir diye sorarlar. ‘Şiir göklerde uçan nazenin bir balon’ değil; o balon çoktan patladı. Benim için şiir akıl ve heyecan meselesidir. İnsan beyninin yalnız yüzde 10’u bilinir, gerisi meçhul kıta. Şiir, beynin işlemeyen yüzde 90’ını harekete geçirmektir.”
Şiirlerinde argo ve “müstehcen” sözlere sık sık yer verdiği gerekçesiyle kovuşturmalara uğrayan Can Yücel’in poetik duruşunu, edebiyatın “edepli bir şey” sanılmasının temel bir yanılgı olduğu düşüncesiyle birlikte ele almak gerekir. Öldüğünde bile dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten kesinleşmiş ‘bir yıl iki ay’ hapis cezası bulunmakta olan şair, muhalif tutumunu toplumsal yapının her aşamasına yöneltmiştir. 
Böylece son yıllarda sosyal medyada onun adıyla paylaşılan vasat şiirleri bir oksimoron olarak değerlendirebiliriz. Şairin poetikasından bihaber olan bu şiir heveslileri, siyasi otoriteler kadar baskın edebi anlayışın da dışladıgı ‘gerçek’ Can Yücel şiirlerinin, ne orta ögretim ne üniversite düzeyindeki edebiyat derslerinde hâlâ yer almadığını bileseler kaç yazar? Ya da Che Guevara’nın Günlüğü’nü Türkçeye çevirmek suçundan yattığı Adana Cezaevi’nde sadece meşhur Bizim Deniz şiirini yazmakla kalmayıp, ziyaretçilerin getirdiği üzümlerden şarap yaptığını ve ‘cezaevinde şarap imal etmek’ suçundan üç gün hücre cezası aldığını bilseler?
İşte bu muhalif tutumuyla şair duruşunun ayrılmaz bütün olması, en büyük şiirim dediği yaşamının akışını da belirlemiştir: “Bu benim politik görüşlerimle, dünyadaki yerimle ilgili. Marangoz olarak değistiremeyeceğime göre dünyayı, şair olarak değiştirmeye çalışıyorum” der. 
Kan grubunun bile Rh negatif olmasını devletle olan ‘menfi’ ilişkisine bağlayan şair, “onun için düzenle birbirimize kan alıp veremiyoruz” şeklinde hicveder devletle mesafesini, yıllar süren hapishane yaşamı, sürgünler, mahkemeler gibi ağır bedeller ödemesine rağmen. 
Cemal Süreya, Can Yücel şiirini  “zekanın iyi niyeti” olarak niteler ve kutsalı delik deşik etmesinin arkasında kötü düzene karşı koymak niyeti olduğunu belirtir. Evet, şiirinde hem siyasi hem toplumsal ironi ve yergiyi kullanır, yan yana gelmesi düsünülemeyecek duyguları bir dizede eritirken çocukluk yıllarındaki gol atma hevesini göz ardı etmez. Ama daha da öteye gider. Sözcüklerin hem çağrıştırdıklarıyla hem de ses yapılarıyla oynayarak bambaşka çağrışımlar yaratır. Bunun yanı sıra yazın dizgesinde ‘edebi’ şiire hiç yaklaşamayacak olan  dil katmanları -argo, müstehcen sözler, sövgü, şive ve deyimler- onun şiirinde işlevsel birer unsura dönüşüverir. 
Öfkenin sevgiden ayrılmayacağı anlayışıyla duygularını da hiçbir zaman dizginlemez. Bu yüzden ona göre “aşk, kendine mahsus bir boğa güreşidir.” 
Şimdi, onun yokluğunda yaşadığımız Gezi Direnişi için mutlaka iktidara gol olsun niyetiyle bir şiir düzerdi diye düşünüyorum. Şarapsız, tütünsüz, ekmeksiz, sokaksız kısaca duygusuz şiirlerin bize yetmediği yerde devrimci bir öfkeyle ona koşup iyi ki görmedi bu günleri diye düşünmek fayda etmiyor. 
İşte bu yüzden  -eril dil eleştirileri falan bir yana- bize  ondan kalan küfür etme özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanalım. Çünkü kendisiyle yapılan son söyleşisinde söyledikleri günümüz Türkiyesi ile daha da örtüşüyor: “Türkiye’de insanlara tanınan özgürlüklerden kala kala bir küfür etme özgürlüğü kaldı. Onu da elden kaptırdın mı geriye bir şey kalmaz. Onun için sıkı durmak lâzım. Küfür etme özgürlüğüne sahip çıkmak lâzım. Ele vermemek lâzım.”
Evrensel –  Nilüfer Altunkaya

Can Yücel’in sesinden.. Ben hayatta en çok babamı sevdim..