Category: Genel

İzmir’de Bir Küba’lı

ROBERTO PEREZ FERNANDEZ
Fernandez; İzmir’i kendine vatan edinmiş bir Küba’lı.
Tam bir İzmir/Karşıyaka aşığı. Kaf-Kaf çekmeyi yeni öğrenmiş ve bunu çok seviyor. 

Havana ve İzmir’i; Küba ve Türkiye yi birbirine çok benzetiyor.

Fernandez Karşıyaka’da bir özel okulda ispanyolca öğretmenliği yapıyor ve yine öğretmen bir Türk ile evli. 

Karşıyaka’da yaşıyor ve buradan ayrılmaya hiç niyeti yok.
Fernandez; dünyanın neresinde olursak olalım inatla barış ve özgürlük taleplerimizde ısrarcı olmamız gerektiğini düşünüyor.

Teşekkürler ve hep böyle sevgiyle kal Fernandez 

Volkan Gönen – İzmirList


Ucuz Medya İzmir’de de Ucuz


Evet hepimiz ailecek “FETÖ” haberlerinden bıktık. Gerçek olsa gam yemeyeceğiz de eğitimSen’li hocayı, Ateist akedemisyeni fetö bağlantısı adı altında halka “Fetö”cü olarak dayamasalardı eğer.
Bugün yancı medyasından tut, CHP’li medyasına kadar manşetlerde “Altınyolda Takas” başlığında haberler döndü. 2 Araba arasındaki alışverişten bahsediyorlar. Tabi haberin albenisini arttırmak için de alışveriş olayına konu olan malı buğuluyorlar. 
Aradaki mal bira. Tuborg.
Lan 2 araba birbirine bira paslıyor. Sanki uranyum verdi.
Büyütülecek olan nedir?
Sanki her zaman altınyolun bornova kavşağı öncesi  polis kontrolü varmış gibi de bir fotoğraf kaktırmışlar araya. Gören de altınyolda her gün kontrol var. Tam aksine trafiği aksatmamak için altınyolda kontrol olmaz. Bunu her İzmir’li bilir.
Demem o ki, halk kendi doğru kaynaklarını takip etmedikçe bu kalitesiz haber kaynakları halka farklı bir şey sunmayacaklar.
Tam olarak bir haber sitesi olmasakta izgazetesinden yeniasır’a değerlendirmiş olsakta izmirlist.com’dan başka takip edilecek kaynak maalesef İzmir’de yok.
Türkiye geneline bakarsak ta doğru haberi ancak birkaç yürekli siteden alabilirsiniz.

www.redaktif.com
Abbas Külyutmaz

Doğal Yaşam Parkı’nı 8 yılda 6.5 milyon kişi gezdi

İZMİR’de, belgesellerde izlenen birçok hayvanı, doğal ortamlarında çıplak gözle görme imkanı sunan Doğal Yaşam Parkı’nı, açıldığından bu yana geçen 8 yılda 6 milyon 545 bin 849 ziyaretçi gezdi.


İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin özkaynakları ile yapılan Sasalı’daki İzmir Doğal Yaşam Parkı’nı, açıldığı 2008 yılından bu yana tam 6 milyon 545 bin 849 ziyaretçi gezdi. Yılın 12 ayında sadece İzmirliler değil Ege Bölgesi başta olmak üzere yurdun dört bir yanından hatta yurtdışından bile parkı görmeye gelenler oluyor. 450 bin metrekare büyüklüğündeki parkta 150 değişik türde yaklaşık bin 500 hayvan yer alıyor. Fil, zürafa, aslan, kurt, sırtlan, ayı, puma, vaşak, maymun, su aygırı, sürügenlergibi çok sayıda hayvanı burada gömek mümkün oluyor. Sadece hayvan türü ile değil parkta 216 çeşit bitki türü de bulunuyor. 

SICAK ZORLUYOR
İzmir’de sıcak hava, Doğal Yaşam Parkı’ndaki hayvanları olumsuz etkiliyor. Hayvanlar sıcağın en etkili olduğu öğle saatlerinde kaya içlerine, ağaç altlarına ve diğer gölge yerlere çekiliyor. Ziyaratçiler sabah saatlerinde gelip hayvanları çıplak gözle yakından görme, vahşi olmayan türleri besleme, hayvanlarla selfie yapma ya da cep telefonu ile görüntü alma fırsatını buluyor. Şehrin kalabalığından uzakta olmasına rağmen kolaylıkla ulaşılabilen Doğal Yaşam Parkı, özellikle hafta sonları ailelerin ilgi odağı oluyor. 

İzmir Doğal Yaşam Parkı Müdürü Şahin Afşin, “Burada ziyaretçiler televizyon ekranlarında, belgesellerde izlediği hayvanları, çıplak gözle görme, izleme hatta elleriyle besleme imkanı buluyor. Sürekli yeni hayvan türleri getirerek, parkımızı daha da zenginleştiriyoruz. Ziyaretçi sayısı her geçen yıl daha da artıyor” dedi.

İzmir’in Birbirinden Güzel 10 Halk Plajı

İzmir, sayısız sahil beldesinde bulunan dillere destan plajlarında her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Lüks tatiller yapmak yerine az masraflı ama keyifli bir tatil yapmak isteyen tatilciler ise tercihini halk plajlarından yana kullanıyor.
Şemsiyesini, sandalyesini alıp kendini halk plajlarına atmak isteyenler için pek çok alternatif bulunuyor. Özellikle bu sahil beldelerine yakın yerlerde yaşayanlar haftasonu yaptıkları günübirlik tatillerle bu güzel plajların tadını çıkarıyor. İşte hem ucuz hem de eğlenceli bir tatil imkânı sunan halk plajlarından bazıları…

İzmir’de Denize Girebileceğiniz 10 Halk Plajı

1. Karaburun, Akvaryum Plajı


İzmir’in mavi bayraklı plajlarından biri olan Akvaryum Plajı, masmavi suları ve muhteşem sahili ile cennetten bir köşeyi andırıyor. Denize girebileceğiniz alan çok büyük olmadığı için hatfaiçi gitmeyi tercih etmeniz daha keyifli bir gün geçirmenizi sağlayabilir.

2. Çeşme, Ilıca Plajı

Çeşme’nin en çok bilinen plajlarından biri olan Ilıca, ılık suyu ve zemini kumla kaplı denizi ile yaz aylarının vazgeçilmez yerlerinden biri oluyor.

3. Seferihisar, Akkum Plajı

Küçük bir koyu andıran Akkum Plajı, tertemiz ve serin denizi ile tatilcilerin en çok tercih ettiği plajların başında geliyor.

4. Urla, Demircili Köyü, Melengeç Plajı

Eğer soğuk suyu seviyorum diyorsanız, Demircili Köyü içerisinde bulunan bu plaj tam size göre. Soğuğu sevmeseniz de akvaryumu andıran bu muhteşem denize girmeden durmanın çok mümkün olmadığını da söylemek gerek.

5. Çeşme, Dalyan, Kocakarı Plajı

Tertemiz suyu ve kumsalı ile aileler ve gençler tarafından oldukça tercih edilen bir plaj olan Kocakarı plajı, şemsiyesini sandalyesini alıp yola çıkan pek çok tatilcinin uğrak yeri.

6. Çeşmealtı, Mavi Plaj


Hafta sonu günübirlik deniz kaçamağı yapmak isteyen ailelerin ve gençlerin tercih ettiği bir yer olan Mavi Plaj, özellikle ulaşım konusundaki rahatlığı nedeniyle oldukça kalabalık oluyor.

7. Urla, TCDD Kampı


Urla’nın hemen girişinde bulunan ve ucuz olmasının yanı sıra temizliğiyle de tercih sebebi olan bu plaja girerken, cüzi bir ücret ödemeniz gerekiyor.

8. Eski Foça, Halk Plajı


Küçücük ama şirin yapısıyla görenleri kendine hayran bırakan bir yer olan Eski Foça’da ister sokakları gezebilir isterseniz de halk plajında güneş ve kumun tadını çıkarabilirsiniz.

9. Çandarlı, Kale Önü Plajı

Tarihi Çandarlı Kalesi önünde bulunan Çandarlı Kale Önü Plajı, mavi bayraklı denizi ve plajın çevresinde bulunan işletmeleri ile zahmetsiz ve keyifli bir tatil imkânı sunuyor.

10. Yassıcada

İşletmesi belediyeye ait olan bu plaja, yaz sezonu faaliyete başlayan vapurlar sayesinde ulaşım sağlanıyor. Yassıcaada özellikle haftasonları çok kalabalık oluyor.

Can Baba, şiir, şarap ve çoğul türkülerimiz

Can Yücel’in hayatımızdan ayrılışının üzerinden tam on yedi yıl geçti. Naaşını tedavi olduğu ve hayata gözlerini yumduğu Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi’nin bahçesinden karanfillerle ve alkışlar eşliğinde mekanı Datça’ya uğurlayışımızı hatırlıyorum. Can Baba’nın sonsuzluğa yolculuğu bir devrin kapanması demekti. Ondan bize kalan yeri dolmayacak boşluk, toprak rengi bir suskunluk ve  göz yaşlarıyla açıklanamayacak bir acıydı boğazımızda düğümlenen. Oysa çok geçmeden anlayacaktık ki suskunluk ona göre değildi. Muhalif kimliğinin yarattığı etki, ölümünü de kapsadı. Mezarına saldıranlar oldu, anma etkinlikleri iptal edildi. Çünkü o sadece bir şair, bir düşünce adamı değildi, eğilip bükülmeyen bir muhalifti. 
Öğrencilik yıllarımızda şiir ve edebiyat hevesi kadar devrim de düşlerimizi süslerken İzmir’deki Evrensel Kültür Merkezi’ne takılırdık. Şimdiki kitap kafelerinin misyonsuzluğuna  ve apolitikliğine inat siyaset, sanat ve düşünce adına dopdolu bir sanat kültür merkeziydi orası. Can Baba’nın şarap tadında yaptığı söyleşi günlerce etkisini sürdürmüştü. Biz acemi gençler o koskoca Can Baba’ya Zeus’un Olimpos’tan inmiş hali  gibi hayranlıkla bakakaldık. Onunla ilgili anlatılanlar dilden dile dolaşırdı zaten. O sadece bir şair değildi, o şiirin Zeus’uydu. Ama kötülük ve hırslarından arınmış bir Zeus. Sadece şiirsellik ve yaratıcılıkla dolup taşan tanrısal güç anlamında bir benzeyişti bu olsa olsa. Çünkü insan beyninin çalışmadığı söylenen yüzde doksanına misillemeler ve meçhul kıtalara heyecan aşılayan şimşeklerle doluydu şiirleri.
Kendisi şöyle anlatır bunu bir söyleşisinde: “Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika. Şiir nedir diye sorarlar. ‘Şiir göklerde uçan nazenin bir balon’ değil; o balon çoktan patladı. Benim için şiir akıl ve heyecan meselesidir. İnsan beyninin yalnız yüzde 10’u bilinir, gerisi meçhul kıta. Şiir, beynin işlemeyen yüzde 90’ını harekete geçirmektir.”
Şiirlerinde argo ve “müstehcen” sözlere sık sık yer verdiği gerekçesiyle kovuşturmalara uğrayan Can Yücel’in poetik duruşunu, edebiyatın “edepli bir şey” sanılmasının temel bir yanılgı olduğu düşüncesiyle birlikte ele almak gerekir. Öldüğünde bile dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten kesinleşmiş ‘bir yıl iki ay’ hapis cezası bulunmakta olan şair, muhalif tutumunu toplumsal yapının her aşamasına yöneltmiştir. 
Böylece son yıllarda sosyal medyada onun adıyla paylaşılan vasat şiirleri bir oksimoron olarak değerlendirebiliriz. Şairin poetikasından bihaber olan bu şiir heveslileri, siyasi otoriteler kadar baskın edebi anlayışın da dışladıgı ‘gerçek’ Can Yücel şiirlerinin, ne orta ögretim ne üniversite düzeyindeki edebiyat derslerinde hâlâ yer almadığını bileseler kaç yazar? Ya da Che Guevara’nın Günlüğü’nü Türkçeye çevirmek suçundan yattığı Adana Cezaevi’nde sadece meşhur Bizim Deniz şiirini yazmakla kalmayıp, ziyaretçilerin getirdiği üzümlerden şarap yaptığını ve ‘cezaevinde şarap imal etmek’ suçundan üç gün hücre cezası aldığını bilseler?
İşte bu muhalif tutumuyla şair duruşunun ayrılmaz bütün olması, en büyük şiirim dediği yaşamının akışını da belirlemiştir: “Bu benim politik görüşlerimle, dünyadaki yerimle ilgili. Marangoz olarak değistiremeyeceğime göre dünyayı, şair olarak değiştirmeye çalışıyorum” der. 
Kan grubunun bile Rh negatif olmasını devletle olan ‘menfi’ ilişkisine bağlayan şair, “onun için düzenle birbirimize kan alıp veremiyoruz” şeklinde hicveder devletle mesafesini, yıllar süren hapishane yaşamı, sürgünler, mahkemeler gibi ağır bedeller ödemesine rağmen. 
Cemal Süreya, Can Yücel şiirini  “zekanın iyi niyeti” olarak niteler ve kutsalı delik deşik etmesinin arkasında kötü düzene karşı koymak niyeti olduğunu belirtir. Evet, şiirinde hem siyasi hem toplumsal ironi ve yergiyi kullanır, yan yana gelmesi düsünülemeyecek duyguları bir dizede eritirken çocukluk yıllarındaki gol atma hevesini göz ardı etmez. Ama daha da öteye gider. Sözcüklerin hem çağrıştırdıklarıyla hem de ses yapılarıyla oynayarak bambaşka çağrışımlar yaratır. Bunun yanı sıra yazın dizgesinde ‘edebi’ şiire hiç yaklaşamayacak olan  dil katmanları -argo, müstehcen sözler, sövgü, şive ve deyimler- onun şiirinde işlevsel birer unsura dönüşüverir. 
Öfkenin sevgiden ayrılmayacağı anlayışıyla duygularını da hiçbir zaman dizginlemez. Bu yüzden ona göre “aşk, kendine mahsus bir boğa güreşidir.” 
Şimdi, onun yokluğunda yaşadığımız Gezi Direnişi için mutlaka iktidara gol olsun niyetiyle bir şiir düzerdi diye düşünüyorum. Şarapsız, tütünsüz, ekmeksiz, sokaksız kısaca duygusuz şiirlerin bize yetmediği yerde devrimci bir öfkeyle ona koşup iyi ki görmedi bu günleri diye düşünmek fayda etmiyor. 
İşte bu yüzden  -eril dil eleştirileri falan bir yana- bize  ondan kalan küfür etme özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanalım. Çünkü kendisiyle yapılan son söyleşisinde söyledikleri günümüz Türkiyesi ile daha da örtüşüyor: “Türkiye’de insanlara tanınan özgürlüklerden kala kala bir küfür etme özgürlüğü kaldı. Onu da elden kaptırdın mı geriye bir şey kalmaz. Onun için sıkı durmak lâzım. Küfür etme özgürlüğüne sahip çıkmak lâzım. Ele vermemek lâzım.”
Evrensel –  Nilüfer Altunkaya

Can Yücel’in sesinden.. Ben hayatta en çok babamı sevdim..


İzmir’de Yürüyüş Yapabileceğiniz 7 Sahil Yolu

Kış aylarında bile güneşin yüzünü göstermekten vazgeçmediği İzmir, Ege Bölgesinin en güzel şehirlerinden biri olarak, seyahat tutkunlarının vazgeçilmez adresi. Bir yandan İzmir’in eşsiz Körfez manzarasını izlerken, bir yandan da sahil şeridi boyunca yürüyüşler yapıp, şehrin en güzel noktalarını görme fırsatı yakalayabilirsiniz.
Yeni inşa edilen iskeleleri, çim alanları ve bisiklet yolları ile hem İzmirlilerin hem de turistlerin yoğun ilgi gösterdiği sahil yolları, özellikle bahar ve yaz dönemlerinde oldukça kalabalık oluyor. Siz de şehrin kalabalığına karışıp yapacağınız yürüyüşlerle, İzmir Körfezinin ve meltem rüzgârının tadını çıkarmak istiyorsanız, mutlaka uğramanız gereken bazı noktalar var.

7. Alsancak 

​Şüphesiz ki, şehrin en kalabalık sahil yolu, dillere destan güzelliği ile Alsancak. Büyüleyici manzarasıyla insan popülasyonunun her zaman yoğun olduğu bir yaşam alanı haline gelen Alsancak sahili, aynı zamanda da şehrin vazgeçilmez yürüyüş noktalarından. Körfezi, günbatımını ve akıp giden kalabalığı izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız Alsancak, İzmir’de hayatın merkezi olmaya devam ediyor.

6. Bostanlı

Bostanlı sahili, özellikle geniş çim alanları ve tüm şehri gören müthiş manzarası ile gençlerin ve ailesiyle birlikte küçük bir kaçamak yapmak isteyenlerin uğrak mekânı. Bostanlı’da balıkçı barınağından çıkan küçük balıkçı teknelerinin oluşturduğu güzel görüntü pek çok fotoğraf karesinde yerini alırken, akşam saatlerinde çaydanlığını, içeceklerini ve varsa bir de gitarını alan herkes Bostanlı sahilinin yolunu tutuyor.

5. Pasaport

Tarihi dokusu korunarak yapılan düzenlemelerle cazibe merkezi olmayı sürdüren Pasaport, İzmir’in en eski ve en çok bilinen sahil yollarından biri. İzmir’de günbatımını izleyebileceğiniz en güzel noktalardan olan Pasaport, şehre gelen turistlerin de mutlaka uğradığı bir sahil yolu.
. . . . 

4. Göztepe

Göztepe sahili, diğer yerlere göre sakinliğini koruyan, daha çok yakın semtlerde yaşayanların sabah ve akşam yürüyüşleri ya da arkadaşları ile buluşup sohbet etmek için tercih ettiği bir yer. Vapur iskelesi ya da otobüs güzergâhını kullanarak ulaşabileceğiniz bu güzel sahil, Göztepe Spor Kulübünün renkleri ile boyalı asma köprüsü ile günbatımında eşsiz bir manzara izleme imkânı yaratıyor.

3. Güzelbahçe

​Şehir merkezine biraz uzak olduğu için sakinliğini korumayı başaran Güzelbahçe sahili, şehrin kalabalığından uzakta bir yürüyüş yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Sahil şeridi boyunca balık-ekmek yiyebileceğiniz mekânları da görebileceğiniz Güzelbahçe, dalga sesleri eşliğinde huzurlu bir ortam arayanların gözdesi. . . 

2. İnciraltı

​. . . . . . . . . . . . . . . . ..  . . . . . . . . . . . . . . . . ... . . . . . .

1. Karşıyaka

İzmir Sokaklarında Ansızın Karşınıza Çıkabilecek 5 Yiyecek

İzmir denilince aklınıza birbirinden güzel Ege otlarından yapılan zeytinyağlılar, Kordon’da masanızı süsleyen balık ve kalamarlarla süslü bir tabak geliyor olabilir. Oysa İzmir’in her daim hareketli ve kalabalık sokaklarını dolaştığınızda, hem tadı hem de görünümüyle sizi kendine hayran bırakacak başka lezzetlerle karşılaşmanız da mümkün.
İzmir’in tarihi ve doğal güzelliklerini gezerken size enerji verecek bu güzel yiyecekleri hemen hemen her köşe başında bulabilir ve lezzeti ile kendinizden geçebilirsiniz.

İzmir’de Mutlaka Tadına Bakmanız Gereken 5 Leziz Yiyecek

1. Boyoz

Pek çok kültürden insanın bir arada yaşadığı İzmir’de oldukça sevilen bir yiyecek olan boyoz, 1492 yılında Türkiye’ye yerleşen Sefaradlar tarafından kente kazandırılmış bir hamur işi. Böreği andıran görünümü ile özellikle sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi olan boyoz, genelde yumurta ile birlikte tüketiliyor. Tercihe göre peynir, çikolata gibi gıdalarla da yenebilen boyoz, mayasız olarak hazırlanan hamurun yağ içerisinde bekletilmesi nedeniyle biraz yağlı bir yiyecek olsa da İzmirlilerin vazgeçilmez lezzetlerinden biri.

2. Sübye

Çoğu kişinin adını bile duymadığı Sübye, Ege ve İzmir yöresinde kavun çekirdeği kullanılarak yapılan şerbete verilen bir isim. Bozayı andıran krem renkli yoğun kıvamı ile özellikle yaz aylarında tüketilen bir içecek olan Sübye, kavun çekirdekleri, şeker ve su karışımı ile hazırlanıyor. Tarihi Kemeraltı Çarşısı ve Tire ilçesi civarındaki sokak satıcıları ile şerbetçilerden satın alabileceğiniz Sübye, çabuk bozulan bir içecek olduğu için aynı gün içerisinde tüketmekte fayda var.

3. Lokma

İzmir’in meşhur lokma tatlısının tadına bakmak istiyorsanız, bunu ücret ödemeden de yapmanız mümkün. ‘Nasıl yani para vermiyor muyuz’ demeyi bırakıp, elinde tencerelerle bekleyen teyzelerin arkasında sıraya geçerek, bu enfes tatlı ile tanışabilirsiniz. Genellikle hayır yapmak isteyenlerin çok tercih ettiği bir tatlı olan lokma, bol şerbet ve tarçın ilave edilerek tüketilen hafif bir yiyecek.

4. Kumru

‘Kumru mu, nasıl yani siz İzmir’de kuş mu yiyorsunuz’ diyenler, henüz İzmir’in meşhur sandviçi ile tanışmamış demektir. Kumru kuşunun gövdesine benzediği için bu isimle anılan Kumru, çoğu dükkânda arasında salam, sosis, sucuk gibi malzemeler koyarak satılıyor olsa da, orijinali susamlı ekmek arasına tulum peyniri, domates ve biber eklenerek yapılıyor.

5. Midye

Türkiye’nin pek çok ilinde karşınıza çıkan bir yiyecek olsa da, İzmir’de yediğiniz tazecik midyelerin yerini hiçbir şey tutmuyor. Özellikle gece eğlenceleri sonrasında acıkanların aklına ilk gelen yiyeceklerden olan midye, neredeyse her köşe başında karışınıza çıkan enfes bir lezzet.

“Nasıl Gitmedik” Diyeceğiniz En Renkli 4 İzmir Müzesi

Ege Bölgesinin gözde şehirlerinden biri olan İzmir, yalnızca tarihi yapısı ve muhteşem plajlarıyla değil, her biri birbirinden ilginç eserlerle dolu renkli butik müzeleriyle de dikkat çeken bir yerleşim yeri. Şehir merkezinin en işlek caddelerinde bulunan bu müzeleri gezenler, alışılan klasik müze görünümünün biraz dışında bir tablo ile karşılaşıyor.
Oyuncaklar, radyolar, dünyanın dört bir yanından örnekleri yansıtan masklar ve daha nicesini ziyaretçilerinin beğenisine sunan bu müzeleri gezmek ilginç bir deneyim olabilir.

İzmir’de Mutlaka Görülmesi Gereken 4 Müze

1. Neşe ve Karikatür Müzesi, Alsancak

Modern müzecilik anlayışı ile hayata geçirilen müzelerden biri olan Neşe ve Karikatür Müzesinin içerisinde dolaşırken yüzünüzde sürekli bir gülümseme oluşmasına şaşırmayın. Zira Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerindeki ara sokaklarda bulunan eski cumbalı evlerinden biri içerisinde hayata geçirilen bu müzenin dört bir yanında yer alan karikatürlerle süslü objeler oldukça eğlenceli bir ortam yaratıyor.
KONUM için TIKLAYINIZ

2. Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi, Konak

Konak’ın meşhur Varyant yokuşu üzerinde bulunan ve daha içerisine girmeden kapısının önünde bulunan oyuncak heykelleri ile sizi karşılayan Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesinin içerisindeki cam dolaplarda her biri birbirinden güzel oyuncakları inceleyerek, keyifli bir müze turu yapabilirsiniz. Teneke, tahta, kağıt ve plastik malzemelerden üretilmiş dünya tarihinin en önemli oyuncaklarının sergilendiği ve genellikle çocuk gruplarının ziyaret ettiği müze, pazartesi günleri kapalı oluyor.

KONUM için TIKLAYINIZ

3. Mask Müzesi, Alsancak

Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde bulunan ve pazartesi hariç diğer tüm günlerde ziyarete açık olan Mask Müzesi, mask öğrenimine yönelik atölye çalışmaları ve çeşitli sergilere de ev sahipliği yapıyor. Atölyelere katılarak mask yapımını öğrenen kursiyerler, bu maskları müze içerisinde sergileme imkânı da buluyor. Siz de, tahtadan, metalden, kumaştan, deriden ve ya alçıdan da yapılabilen masklardan satın alarak, bu keyifli müze turunu anımsatacak bir hatıra sahibi olabilirsiniz.

KONUM için TIKLAYINIZ

4. Radyo ve Demokrasi Müzesi, Konak

Dünyadaki 390 radyo müzesinden biri olan Radyo ve Demokrasi Müzesi, radyo ve demokrasi kavramını birlikte kullanan ilk ve tek müze olma özelliği ile diğerleri arasından ayrılıyor. Basmane – Altınpark bölgesinde ‘Asmalı Ev’ isimli tarihi yapı içerisinde yer alan, altı oda ve bir kütüphaneden oluşan müzede, yaklaşık 150 radyo, pikap, çok sayıda plak ve interaktif eser sergileniyor. Yaz dönemi dolayısıyla pazar ve pazartesi günleri kapalı olan müzeye metronun Basmane durağında inerek ulaşım sağlanabiliyor.

KONUM için TIKLAYINIZ

İzmir’de Mutlaka Uğramanız Gereken 5 Sokak

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan İzmir, o dönemlerin izlerini taşıyan güzel sokaklarının yanı sıra birbirinden ilginç dükkânların bulunduğu modern yerleriyle de şehre gelenlerin keyifli vakit geçirebileceği bir cazibe merkezi.
Şehrin dört bir yanında bulunan bu renkli köşeleri ziyaret ettiğinizde, karşınıza çıkan tarihi evlerle geçmişe uzanan bir yolculuk yapabilir ya da çayınızı kahvenizi yudumlayarak, sokakların büyülü atmosferinin tadını çıkarabilirsiniz.

İzmir’in Birbirinden Güzel 5 Sokağı

1. Dario Moreno Sokak, Konak

İzmir’in görkemli manzarasını izleyebileceğiniz Tarihi Asansör’ün girişinde yer alan Dario Moreno Sokak, ünlü sanatçı Dario Moreno’nun bir dönem yaşadığı evin bulunduğu yer olarak biliniyor. Eski adı Asansör Sokağı olan bu güzel sokağın içerisinde sağlı sollu sıralanan eski Rum evleri bulunuyor. Günümüzde her biri küçük ve sevimli kafelere dönüşen bu evler, sokağa ayrı bir ruh katıyor.

2. Havra Sokağı, Konak

Pek çok farklı dinden insanın bir arada yaşadığı bir hoşgörü şehri olarak anılan İzmir’in bu yönünü en çok hissedebileceğiniz yerlerden biri olan Havra Sokağının etrafında oldukça eski ve bakımsız dokuz sinagog bulunuyor. Tarihi Kemeraltı Çarşısının sonunda bulunan ve Yahudilerin İzmir’deki ilk yerleşim alanı olarak bilinen bu bölge, günümüzde taze sebze, meyve ve balık satın almak isteyenlerin vazgeçilmez adresi olmuş durumda.

3. Gül Sokak, Alsancak

İzmir’de kafeleri ve bin bir çeşit ürün bulabileceğiniz dükkanları ile ünlü olan Gül Sokak, trafiğe kapalı bir alan olduğu için alışveriş tutkunları için oldukça sevilen bir yer. Bu yerde alışveriş yaptıktan sonra yol boyunca sıralanan birbirinden güzel kafelerde günün yorgunluğunu atmanın tadı ise bambaşka.

4. Dantel Sokak, Alsancak

İzmir’in kalbi olarak anılan Alsancak’ta yer alan Dantel Sokak, küçük ama renkli duruşu ile görenleri kendine hayran bırakıyor. Her gün binlerce insanın yürüdüğü Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde bulunan Dantel Sokak’ta, ev kadınları ve üniversite öğrencilerinin yaptığı el işi kıyafet ve aksesuarlar satılıyor.

5. Oteller Sokağı, Basmane

Basmane Garı civarında yer alan tarihi bir sokak olan Oteller Sokağı, her ne kadar son zamanlarda eski ruhunu kaybetse de geçmişin izlerini hala üzerinde taşıyor. Cumbalı eski otellerin yan yana sıralandığı bu sokak, belediyenin yaptığı restorasyon çalışmaları ile görünüş biraz toparlansa da, burasının özellikle gece saatlerinde pek güvenli bir gezi noktası olmadığını unutmamak gerekiyor.
İzmir’de herkesin bildiği turistik yerlerin yanı sıra bu güzel köşeleri de gezerek, şehrin farklı yönleriyle tanışabilirsiniz. Her adımından ayrı bir tat alacağınız bu küçük sokak turu ile İzmir’in güzelliklerini daha yakından görmek istiyorsanız, uçak biletinizi şimdiden ayırtmayı ihmal etmeyin.

Boyozundan Şevketibostanına İzmir’e Bir Kez Daha Aşık Olmak İçin 10 Nefis Sebep

Boyozundan Şevketibostanına İzmir’e Bir Kez Daha Aşık Olmak İçin 10 Nefis Sebep

Sanırım en uzun yazımı bu mutfakta yazacağım. Kalbiniz Ege’de kalacak ama mideniz de kalacak. Hatta damak tadınız sizi tamamen terk edecek ve hayalinizi gerçekleştirip, Ege’ye yerleşecek. Üniversitede İzmir’de okuyup sürekli gezip, yemek yemekten bir yıl ders tekrarı alan biri olarak kesin konuşuyorum ve çok ciddiyim. O kadar çok lezzetli tat var ki, şimdi yazacağım. İzmir’den başlıyoruz Ege’ye. Yazamadığım yemekler olursa şimdiden özür diliyorum. Anlatacak çok yemeğimiz var. Çok heyecanlandım. Gözlerimi kapattım ve şu an ordayım.
Kadehimi vurdum Karşıyaka’ya Efeler kalktı şerefe!
Ah kızları, o güzel kızları ne canlar yaktı. Ama kızları can yakarken yemekleri de can hoplattı. İlk durağımız İzmir. Urla’sı, Karşıyaka’sı, Göztepe’si, Seferihisar’ı, Bornova’sı, Buca’sı… Hepsi ayrı apayrı güzel. Hepsinin havası güzel, kızları güzel, yemekleri en güzel. Alırım bir külah çiğdem. İlk gittiğimde çiğdem ve gevreği bilmeyenlerdenim tabii. Simitçi geçiyor, simitçi diye bağırıyorum kimse bakmıyor. Amca bana döndü ‘simit değil o bir kere gevrek, düzgün iste şunu’ dedi. Ay resmen azarladı. Ben o zaman öğrendim haddimi. Gevrek demeyi. Bir daha da tövbe simit demedim orada. E peki çiğdem? Orada bir duruyoruz. Çekirdek çitlemeyi unutun. Çiğdem çitliyoruz. Öğrenin öyle gidin. Vallahi rezil ederler. Şaka bir yana, onların da kendi kelimeleri. Saygılarımızı sunarak, o şekilde konuşuyoruz. Güzel İzmir’e sevgiler. Nasıl başlasak nereden başlasak bilemedim. Konu İzmir olunca tabii bir özlem söz konusu oldu bende. Boyozdan başlayalım o vakit. Kendisine ayrı bir hayranlığım var da. İlk sırayı ona verdim kusura bakmasın diğerleri.

Baharı bekleyen kumrular gibi: Kumru


Kumru nasıl güzel bir şey öyle. Gecesi gündüzü fark etmez. İstersen sabah istersen akşam ye. Ye de nasıl yersen ye. Çıtır çıtır bir ekmeğin arasında bol bol malzeme. Ya vallahi canım istedi. Ayıp ama bana bu kadar da can çekerek yazılmaz ki. 24 saat açık kumrucu bulabilirsiniz. Şarkı bile söylerim ben bu kumruya. Baharı bekleyeeen kumrular gibi… Siz baharı beklemeyin orada yaz kış var.

İzmir’de uyandığın sabahların bir anlamı olmalı: Boyoz


Boyoz sabahlarınızın mide şenliği. Yanında yenilen haşlanmış yumurta mis ötesi. Neredeyse herkes sabah bir boyoz yer İzmir’de. Bu boyoz nereden gelmiş peki? Bir rivayete göre 1492 yılı sonrasında İspanya’dan kovulan ve İzmir’e yerleşen Sefarad toplumunun bize hediye ettiği bir yiyecekmiş sevgili Boyoz. Hatta bu konuda da tüm kaynaklar hemfikirmiş. Boyozun ilk çıkışı, kalan hamurlar çöpe atılmayarak değerlendirilmiş ve boyoz öyle bulunmuş. Ne de güzel olmuş. İsmi ise İspanyolca ‘bollos’ yani ‘bohça’ kelimesinden türemiş. Yine bir rivayete göre en iyi boyoz Üstadı Boyozcu Avram Usta’ymış. Bir yaparmış insanlar da ne parmak kalırmış ne el. Ustam sevgilerimi sunuyorum. Yattığın yer ışıklarla dolsun. O öldükten sonra ise tabii herkes yapmaya başlamış. İyi ki yapmışlar. Yoksa şimdi bizler tadına bile bakamazdık. Teşekkürler Avram Usta.

Uğruna 885 kilometre yürünür: Pişi


Pişi denilince akla ne gelir? En önemli öğün kahvaltı. Bir hamur kızartması pişi. Ama havasından mıdır suyundan mıdır bilmem pek lezzetli. Hem İzmir’de bir kahvaltı var. Yok böyle bir şey. Havası tertemiz bir de, yedikçe yersiniz. O pişileri var ya yersiniz yersiniz sonra buraya gelip 85 km yol yürürsünüz yakayım, eriteyim diye. Ama değer mi? Vallahi 85 değil 885 km’ye bile değer. Afiyet olsun.

Ef-sa-ne: Şevketibostan


Şevketibostan nasıl bir şeydir öyle aman Allah’ım. İlk İzmir’e gittiğimde Olcay teyzem var kulakları çınlasın. Ellerinden öperim canım teyzem benim. Şevketibostan yapmış. En başta çok tuhaf geldi. Sonra lezzetine alıştım. İnanılmaz lezzetli gelmeye başladı. Bu yemek bir çeşit bitki. Şevket otu derler, Akkız derler. İkisi de aynıdır şaşırmayın. Anason kokar pişirirken, tadı da anasonludur biraz. Yaprakları dikenli olduğundan, toplaması da pişirmesi de uzun ve beceri gerektirir. Ama mis gibi olur. Hem şifalıdır hem lezzetlidir. Etle yapılanı da vardır, zeytinyağlı yapılanı da. Siz şevketibostanınızı nasıl alırsınız?

Saygılar: Arapsaçı

Arapsaçına döndüm. Çöz beni arapsaçı. Ama bu çözülüyor. Tek başına bir yemek olarak tüketilmiyor ancak Arapsaçıyla kuzu yemekleri yapabiliyorlar. Aynı zamanda haşlayıp sarımsak ve zeytinyağıyla birlikte muhteşem meze haline getirebiliyorlar. Kaldır kadehi Karşıyaka’ya al yanına arapsaçı mezeni, efeler oradan kalkar tabi şerefe diye. Ben de kalkarım hatta buradan ayağa. Hatta şu an kalktım ‘şerefe’ dedim tekrar oturdum. Yazmaya devam ediyorum.
Bu arapsaçı sadece İzmir’de kullanılmıyor tabii çok yerde kullanılabiliyor. Burdur’da ‘cumra’, Adana’da ‘rezdane, sincilip’ Tarsus ve Silifke’de ‘mele türe’, Diyarbakır’da ‘mayana’, Kıbrıs’ta ise ‘maraho’ deniliyor. Resmen ün salmış haberimiz yok. Şifa olarak kullanılıyor. Gaz söktürücü özelliğe sahip aynı zamanda. Koku versin diye ekmeklere de kullanıyorlar. Kendisi mis gibi anason kokuyor da aynı zamanda. Bir diğer adı daha var. Onu sona sakladım. Herkesin bildiği bir isim o geliyor işte ‘rezene’. Nasıl ama bizim rezene, arapsaçı çıktı. Bu arada diğer bir ismi de ‘finokyo’ yok yok pinokyo değil. Roma döneminde bol bol tüketilirmiş kendisi. Ünlü dedim de inanmadınız. E o zaman arapsaçına saygılarımızı sunuyoruz.

Sandal sefası da derler: Kabak pabucaki


Kabak pabucaki bize Girit’ten gelmiş. Haliyle Girit mutfağı çok zengin. Ben onu da yazacağım siz hiç merak etmeyin. Ama bazen bu kabak pabucaki burada sandal sefası diye de yapılabiliyor. Etli yapan var, kıymalı yapan var. Günden güne herkes kendi zevkine göre değiştirebiliyor. Ama orijinal tarifine bakacak olursak; tulum peyniri loru, taze nane, dereotu, maydanoz zeytinyağıyla birleşiyor ve kabaklar dişe gelen kıvam yani ‘al dante’ usulü haşlanıyor. Böylece vitaminler içerisinde kalıyor. Bizim lezzet patlaması peynirli karışım içlerine dolduruluyor ve fırınlanıyor. Ben de istiyorum şu an yazdım ama evde kabak kalmamış. Yoksa acımam kalkar yaparım. Ama siz yerinde yiyin. Bir deneyin sonra şefi kenara çekip, “Ooof mükemmel olmuş ben de yapsam nasıl yaparım” falan diye bir ağız arayın. Hani ekstra bir şey söylerse bana da yazın. Merak ederim valla.
İzmir’in otları bu kadar değil tabii. Şimdi sizlere hiç duymadığınız otlar yazıyorum. Not edin unutursunuz. Ebegümeci, sarmaşık, su teresi, kenger, stifno, cibez, hindibağ, turp otu, kipohorta, ısırgan ve daha sayamadığımız çeşit çeşit, sağlıklı, mis gibi doğal otlar.

Tadı adından 100 yıl ileride: Boklu kebap


Şimdi telaffuzu kolay ama söylerken zorlandığımız bir yemek var ki İzmirliler yapmayı da çok sever yemeyi de. Boklu kebap. Ben yazarken program bile altını çizdi. Yanlış yazmış olabilirsin ayıp o ayıp dedi sanırım. Neyse programcım sen şimdi beni dinle bak anlatıyorum. Nasıl lezzetli oluyor.
Balık saatlerinde balığa çıkılır. İstavritler bir güzel yakalanır. Asma yaprakları hazırlanır. Balıkların pulları bir güzel temizlenir ve balıklar yapraklara sarılır. E bir de mangal lazım. Yaktık mı mangalı? İki tel arasına da sıkıştırdık asma yapraklı balıklarımızı. Pişiriyoruz güzelce. Balıklar pişince asma yapraklarını açıyoruz. İçerisindeki o programın bile altını çizdiği kısım kolayca ayrılıyor. Adı boklu kebap olabilir ama aslında yenilen kısmı balığın et kısmı. Çok lezzetli oluyor vallahi. Ben test ettim onayladım. Asma yaprağı da hafif bir ekşi. Aman efendim yapanın da tutanın da ellerine sağlık olsun. Siz de yerseniz asma yapraklısından isteyin. Haydi size de afiyet olsun. Bu yemeği bana güzelce anlattığı ve canımı bir güzel istettiği, sonra da oturup yaptığı için Saime ablacığıma sonsuz sevgiler..

En güzel köfte: İzmir köfte


Köfte severler burada mı? Ben tam bir köfte canavarı olarak İzmir’in kavaklarına baka baka köftemi de yerim arkadaş. Havasından mıdır, patatesinden midir, suyundan mıdır bilmem ama o köfte nasıl güzel öyle. Amaaan sulu köfte işte deyip geçmeyin. Siz beni dinleyin. Oturun İzmir köfte yiyin. Annemizin köftesinden bile güzel diyeceğim ama çok ağır olur gibi geldi yazınca vazgeçtim hemen yazmaktan. Anne köftesi gibi diyebiliriz ama. O olur. Patatesin, biberin, salçanın ve tabii ki altındaki suyun köfteyle bu kadar yakıştığı görülmemiş tarihte. Sonradan içerisine başka malzemelerde eklenmiş ama unutmayalım taklitler asıllarını yaşatır. Uzun lafın köftesi, deftere not düşelim. O İzmir köfte yenecek.

Dünyanın sonuna kadar sokaklarda satılsın: Şambali tatlısı

Şambali tatlısı eski ismiyle şambalı tatlısına buradan en derin sevgilerimi sunuyorum ve başlıyorum hakkında konuşmaya. Kusuruma bakmasın hakkında konuşuyorum ama o da bu kadar tatlı olmasaymış. İzmir’de sokaklarda satılan bu tatlı için zamanında herkes para biriktirirmiş. Öyle popülermiş o zamanlar. 
Yumurta, un ve yağ içermeyen bu tatlı, yumurta alerjisi ve un alerjisi olanlara da alternatif bir tatlı. Yoğun bir şekilde yoğurt içeriyor ve üzerindeki yer fıstığı ya da bademle hayat buluyor. Hala aynı tadı bulmak isteyenler için Alsancak’ta nostaljik bir arabada Ali Remzi Eslek bu geleneği devam ettiriyor. Giden olursa nostaljik arabanın önünde bir fotoğraf isteriz.

İzmir’de öğrenci olanlar bilir: Lokma tatlısı

Ballı lokma tatlısı aman hadi hayırlısı. Öğrencilik zamanlarımın en tatlı kısmı lokma tatlısıydı. Öğrencilik tabii, her zaman para olmaz bilirsiniz. Tam o anlarda serap görür gibi köşede bir lokmacı. Hayır için dağıtılan lokma tatlıları candır. İzmirliler canandır. Efendim saygıyla ve sevgiyle anıyorum şu an. Dağıtılan her lokmadan yemiş olma olasılığım çok yüksek. Belki de hep ben tükettim o lokmaları. Kızgın yağda kızartılan hamur ve soğuk şerbet ikilisinden doğan, ağza atıldığında çıkan muhteşem çıtırtı. Biliyorum çok canınız istedi. Hemen en yakın lokmacıyı bulun. Benim için üzerine tarçınlı da bir tane yiyin. Afiyet, bal, lokma tatlısı olsun.
Kaynak : yemek.com