Category: Tatil

Foça’nın Mavi Bayraklı Plajları Tatilcilerin Gözdesi

İzmir’in Foça ilçesinin plajları 2017 Yaz sezonunda tatilcilerin gözdesi olmayı sürdürüyor.

Tatil yapmak ve serinlemek için Foça’nın yolunu tutanlar, Mavi Bayraklı plajların tertemiz sularında yüzmenin tadını çıkarıyor.

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı tarafından sezon süresince yapılan deniz suyu analizleri, plajı kullananların güvenliğini öngören cankurtaran bulundurulması, su sporları ile yüzme alanının ayrılması, acil durum planı, çevre yönetimi ve engelliler için olanakları içeren kriterleri ile 2017 yılında Foça’daki 7 plaj Mavi Bayrak almaya hak kazandı.

Mavi Bayraklı plajların tatilcilerin ve tur operatörlerinin özelikle aradığı prestijli bir eko-etiket olduğunu belirten Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ; “Mavi Bayraklı plajlarımızın çokluğu bizleri için çok sevindirici ve gurur vericidir. Bu kıymetli belge, plajlarımızın mikrobiyolojik açıdan temiz ve çevre yönetimi yönünden duyarlı olduğunun belgesidir. Mavi Bayraklı plaj sayımızı arttırmak, ilçemizin doğasını, denizini temiz ve korunmuş olarak gelecek nesillere bırakmak amacıyla çalışmalar yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Foça’nın Mavi Bayraklı plajları;

Karakum Plajı,

Woodoo Beach Club,

Neilson Club Phokaia Hotel,

Hanedan Beach Hotel,

Pollen Tatil Köyü,

Yeni Foça Halk Plajı

Yeni Foça Öğretmen Evi

İzmir’de Hoş Vakit Geçirebileceğiniz Gürültü Kirliliğinden Uzak 11 Mekan

Ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olan İzmir, her ne kadar çok sevilse de bazen kalabalığı yüzünden çekilmez bir hal alabiliyor. Özellikle sakin bir yerde oturup, hoş vakit geçirmek bazen zor olabiliyor. İşte bu içeriğimizde gürültü kirliliğinden uzak kalabileceğiniz ve İzmir’de hoş vakit geçirebileceğiniz mekanları derledik.

11. Figüran Cafe

​Küçükpark’ta bulunan Figüran Cafe, ambiyansı, sıcakkanlı ve samimi ortamıyla son zamanlarda çok tercih edilen ve popülerliği artan mekanlardan biri oldu. Bir yandan birbirinden leziz yemekleri yerken bir yandan da kaliteli müziklerle ruhunuzu besleyebilirsiniz.

Figüran Cafe sunum konusunda fark yaratan mekanların başında geliyor. Mekanın spesiyalleri ise diğer mekanlardan kendini ayıran en önemli unsurlardan. Göze hitap eden bu yemekleri yemeye kıyamayacağınıza bahse girerim. 

Kendinizi evinizin rahatlığında hissedeceğiniz bu şirin cafede Küçükpark’ın hengamesinden kaçıp huzuru bulabilirsiniz. Üstelik fiyatlar gayet uygun ve öğrenci dostu. Doğum günü vb. organizasyonlarınız için birebir. Mutlaka uğramanız gereken mekanların başında geliyor.

Adres: Kazımdirik Mah. 161 Sk. No:1/A Bornova / İzmir

Foursquare bilgileri: Figüran Cafe

10. Cafe Rezine

​Yine Küçükpark’ta kıyıda köşede saklı gizli hazine mekanlardan biri de Cafe Rezine. Süvari caddesinin en eski cafelerindendi. Mekanın ismi Slovenya’nın özel tatlısı Kremne Rezine’den gelmektedir ve bu tatlıyı yiyebileceğiniz İzmir’deki tek mekandır. Bir yediğinizde unutamayacağınız bu enfes tatlıyı mutlaka denemelisiniz.

Mekan dekoruyla göz zevkinize hitap ederken, mekan sahibinin kendi seçtiği kaliteli şarkılarla da kulağınıza hitap edecektir. Yaklaşık 50 çeşit aromalı kahve bulunan bu yerde soğuk kış günlerinde kitabınızı okurken bir yandan da kahvenizi yudumlamak sizi Küçükpark’ın gürültüsünden çok farklı bir dünyaya götürecektir. Yemek konusunda ise gözünüz kapalı menüden istediğinizi seçebilirsiniz kesinlikle pişman olmayacaksınız.

Adres: Süvari Caddesi Park Apartmanı No: 14-B Bornova / İzmir

Telefon: 0232 342 4176

Foursquare bilgileri: Cafe Rezine

9. Tenten

​Alsancak’ta bir sokağa gizlenmiş ve size adeta farklı bir dünyanın kapısını açan bu şirin ve huzurlu mekanda güzel müzikler eşliğinde sevdiklerinizle sohbet edebilirsiniz.

Öncelikle dekor ve ambiyansı ile Alsancak’taki mekanlardan farkını ortaya koyuyor.

Mekandaki masalardan tutun da bardak altlığına kadar her şey el yapımı ve kendileri yapmışlar. Sahibinin zamanında sahaflık yapmasından dolayı mekan ayrıca bir kitapcafe. Buraya 3 kitap getirmeniz karşılığında ücretsiz çay veya kahvenizi bile alabilirsiniz. Mekanın meşhur közde kahvesine bayılacaksınız, sunumları ise iştahınızı kabartacaktır. Ayrıca kafede gördüğünüz her şey satılıktır.

Adres: Gönül Yazar 1483 Sokak (Kıbrıs Şehitleri) İzmir

Telefon: 0532 177 3724 

Foursquare bilgileri: Tenten

8. More Coffee & Tea

​Küçükparkta bulunan bu mekan son zamanlarda popülerliğini arttırmaya başladı. Kendinizi evinizdeymış gibi hissedeceğiniz bu mekanda birbirinden hoş, sakin müzikler eşliğinde kahvenizi içmek size pozitif enerji verecektir.

Çok çeşitli kahveleri ile her damak zevkine hitap etmesinin yanında özellikle sıcak yaz günlerinde bir limonata içmenizi de tavsiye ederim. Cold brew, espresso ve cortado en beğeneceğinizi düşündüğüm lezzetlerden.

Adres: Kazımdirik, 175. Sk. No:17, 35100 Bornova/İzmir

Telefon: 0532 650 3926

Foursquare bilgileri: More Coffee & Tea

7. Uggla Coffee

​Bostanlı’da açılan ve kısa bir sürede Bostanlı’nın gözde mekanları arasına giren mekanda kaliteli zaman geçirmeniz mümkün. Etiyopya, Guetamala, Costa Rica, Yemen, Colombia gibi yöresel kahveler; özel kavurma, demleme ve öğütme teknikleriyle hazırlanıyor.

Kahve çeşitliliği mekanın en önemli özelliklerinden. Özellikle Karşıyaka’da yaşayan ve güzel bir kahve eşliğinde hoş vakit geçirmek isteyenlerin Alsancak’a gitmesine gerek kalmadığını belirtelim. Güler yüzlü hizmeti ile de tekrar gelmek isteyeceğiniz bir mekan olacaktır.

Adres: No:470/1C (Cemal Gürsel Caddesi) Karşıyaka

Telefon: 0530 354 7034

Foursquare bilgileri: Uggla Coffee

6. 80’s Cafe

​Bostanlı’da bulunan bu mekan sizi çocukluğunuza götürüp size nostaljik dakikalar yaşatacaktır. Mekanda bulunan bütün eşyalar ve arka plandaki 80’ler şarkıları adeta bir zaman makinesi etkisi yaratıyor. Bir kere gelindikten sonra burayı daha önce keşfetmeliymişim diyeceğinize eminim.

İster yalnız başınıza gidip kitap okuyup güzel vakit geçirin, isterseniz de arkadaşlarınızla rahatça sohbet edin. Mekan sahibinin sevimli kedisi ise mekanın adeta maskotu. Ev yapımı kekleri, kurabiyeleri ve demlikle gelen çayı gerçekten harika.

Adres: 2008 Sk 1a Bostanlı / İzmir

Foursquare bilgileri: 80’s Cafe

5. No:42

​İçeriğin olmazsa olmazlarından biri tabii ki de de popülerliğini her geçen gün daha da arttıran No:42. Bir cafe olmasının yanında bir dükkan ve atölye de olan bu mekana birçok sebepten uğramanız mümkün.

Alsancak’tan adeta saklanan, gizemli ambiyansıyla merak uyandıran bu mekanda birçok etkinlik var. Plak dinletisi ve satışından tutun da panayır etkinliğine kadar sanatsal aktiviteler bulunuyor. Arka bahçede ise nefis bir sıcak çikolata eşliğinde keyifli arkadaş sohbeti yapabilirsiniz. İzmir’in son gözdelerinden biri olan bu mekana da uğramanız tavsiye edilir.

Adres: 1462 Sok. No:42 Alsancak / İzmir

Telefon: (0232) 421 3542

Foursquare bilgileri: No:42

4. Cafe Tea House

​Karşıyaka’da bulunan Cafe Tea House mutlaka uğramanız gereken yerlerden ve adı gibi gerçek bir çay evi. Yine şık dekoru ve samimi ortamıyla dikkat çeken mekanlardan. Eğer farklı çayları denemeyi sevenlerdenseniz burası sizin için idealdir.

Dünyanın farklı yerlerinden gelen bitkilerle yapılan çaylar sunumları ile de dikkat çekiyor. Ayrıca ev yapımı poğaça, kek, kurabiye gibi lezzetleri de çayın yanında size damak ziyafeti yaşatıyor. Özellikle de sabah kahvaltısı için gelinmesi gereken yerlerden.

Adres: Tuna mahallesi Salah Birsel sok. (Akbank Sokağı) No:60A /1 Karşıyaka –İZMİR

Telefon: 0232 381 60 65

Foursquare bilgileri: Cafe Tea House

3. Kırkmerdiven

​Eski bir taş evin cafeye dönüştürülmesiyle ortaya çıkan bu harika mekan İzmir’deki büyük bir boşluğu dolduruyor. Mekanın içinde çok farklı bir enerji var ve farkında olmadan size mutluluk getiriyor adeta. Mini konserleri ve atölye çalışmaları gibi etkinlikleri ile de güzel vakit geçirmenizi sağlıyor.

Öğrenci dostu fiyatlarıyla da kendini sevdiren bu yerin birbirinden leziz yemeklerine bayılacaksınız. Özellikle kendine özgü kumrusu ve limonatası kesinlikle tavsiye edilir. Tarihi asansöre gezmeye geldiğinizde oturup soluklanmanız ve güzel yemekleriyle karnınızı doyurmanız için ideal bir yer.

Adres: 305. Sokak No:59/A Karataş / İzmir

Telefon: 0232 482 0073

Foursquare bilgileri: Kırkmerdiven

2. Poetika Babıali Kahvecisi

​Alsancak’ın gürültüsünden uzaklaşmak isteyenlerin uğrayabileceği mekanlardan biri de Poetika Babıali Kahvecisi. Şiir dokulu atmosferiyle kaliteli zaman geçirmek isteyenlerin tercih ettikleri yerlerden.

Oldukça geniş menüsü ile de damağınıza hitap etmeyi başarıyor bu şirin yer. Menüyle beraber şiir getirilmesi ise sanatseverleri kendine çekiyor. Üstelik bu kaliteye oranla fiyatlar ise gayet uygun. Çalışanların samimiyeti ise sizi arkadaş ortamındaymışcasına rahat ettiriyor. Uğrayıp güzel yemeklerinden tatmanızı tavsiye ederim.

Adres: Can Yücel Sok No 7/A Alsancak – İZMİR

Telefon: 0232 4631451

Foursquare bilgileri: Poetika Babıali Kahvecisi

1. Münire

İçeriğin en değişik mekanlardan birisi de Alsancak’ta bulunan Münire. Yine Alsancak’ın gürültüsünden kopup kafa dinlemek isteyenler için harika bir yer.

Münire bir eskici, gazozcu ve kahveci. Size sunduklarıyla da hakkını sonuna kadar veren bir mekan. Kendini İzmirlilere çoktan ispatlamış samimi ve sıcacık bu mekanda Türkiye’nin dört bir yanından gelen onlarca çeşit gazozu bulabilirsiniz. Ayrıca dağ çilekli Türk kahvesi denenmesi gerekenlerden.

Mekanın bir başka farklı özelliği ise oturduğunuz sandalye dahil her şeyin satılık olması. Duvarda gördüğünüz nostaljik objeler size geçmişe yolculuk yaşatacak. Daktilodan gaz lambasına kadar ne ararsanız bulabilirsiniz. Huzurlu saatler için uğranması gereken yerlerden.

Adres: 1484 Sok. No:4, Alsancak (Kıbrıs Şehitleri Cad. Garanti Bankası Sokağı) -İzmir

Telefon: 0535 259 6846

Foursquare bilgileri: Münire

Dünyada suçun işlenmediği ve işsizliğin olmadığı tek köy

İspanya’da bir köy, ne ekonomik krizle ne de bunun gibi birçok etkenlerle boğuşuyor. Burası her şeyin komün ilkeleriyle idare edildiği Marinaleda köyü… 3 binden az nüfusa sahip Marinaleda köyünde işsiz kimse yok hatta suç olmadığı için polis bile yok… İşte ilginç köy Marinaleda…

Dünyada suçun işlenmediği ve işsizliğin olmadığı tek köy
30 yılı aşkın süredir sosyalist ideallere göre yönetilen Marinaleda köyü, bizzat belediye başkanı tarafından ‘Barış için bir ütopya’ olarak adlandırılıyor. Marinaleda, İspanya’nın güneybatısında yer alan Endülüs Özerk Bölgesi’nin, Sevilla iline bağlı bulunan küçük bir beldesi. 25 kilometrekarelik alana kurulan Marinaleda’da, 2014 yılındaki nüfus sayımına göre sadece 2 bin 748 kişi yaşıyor.

Marinaleda’nın tarihi şimdi belediye kapsamında olan topraklarda, insan yerleşiminin ilk belirtileri olan yaklaşık 5 bin yıl önceye gidiyor. Bölgede taş aletler, tohumlar ve yerleşim yerlerinin izleri bulunmuş.

Ancak bu beldeyi diğerlerinden farklı kılan bir özelliği var: Yönetim şekli… Marinaleda, 30 yılı aşkın süredir Birleşik Sol Parti’li sosyalist belediye başkanı Juan Manuel Sánchez Gordillo tarafından yönetiliyor.

Marinaleda’nın bugünkü noktaya taşınan öyküsü Franco’nun 1975 yılında devrilmesine kadar uzanıyor. Franco rejiminin 1975 yılında devrilmesinden sonra kurulan ‘Tarım İşçileri Birliği’ sosyalist belediyenin ilk nüvesini oluşturuyor.

Demokrasiye geçişin ardından yapılan ilk yerel seçimlerde, 11 sandalyeli belediye meclisinin dokuzunu İşçiler Birliği Kolektifi kazanıyor. Ardından açlık grevleri, eylemler, işgaller yoluyla, yıllarca sürdürülen mücadeleler sayesinde El Humoso adlı 1200 hektarlık çiftlik 1991 yılında kamulaştırılıyor.

Kamulaştırılan ve işçi kooperatifine devredilen tarla ve çiftlikleri işçiler yönetiyor. Marinaleda’da 2 bin 650 işçinin çalıştığı kooperatif, tarımsal üretiminin her türlü operasyonundan sorumlu.

Akdeniz iklimine uyacak biçimde zeytin ve turunçgillerle birlikte, buğday, bakla, brokoli, biber gibi ürünler de yetiştiriliyor. Marinaleda köyündeki tarlalarda çalışan herkes günde altı saat karşılığında 47 Euro (yaklaşık 180 TL) kazanıyor.

Elde edilen gelirlerin kalanıyla beldenin ihtiyaçları karşılanıyor. Spor tesisleri, yeşil alanlar ve ‘Kendin inşa et’ isimli ucuz konut projesinin yapımında kullanılıyor.

1970’lerin sonlarında beldedeki işsizlik oranı yüzde 60 dolayındadır ve Marinaleda ciddi düzeyde bir yoksulluk vardır. Bugün ise tek bir işsiz dahi yok! Hatta 2008 yılında İspanya’yı da çok büyük ölçüde etkileyen küresel ekonomik kriz beldeyi hiç etkilemedi. Günümüzde ise Marinaleda işsiz kimse yok ve krizden sonra birçokları tarafından örnek bir model olarak gösterildi.

‘Kendin inşa et’ programıyla aylık sadece 15.52 Euro’ya (Yaklaşık 60 TL) ev sahibi olmak mümkün. Tek şart evinizin inşaatında çalışmanız. Belde sakinleri, evler için kira öder gibi aylık 15.52 Euro (yaklaşık 60 TL) ücret ödeyerek ev sahibi oluyorlar. Evin yapımı için gerekli her türlü malzeme ve araç – gereç ise işçi kooperatifinin kasasından karşılanıyor. Tek şart ev sahibi olacak kişinin evin inşaatında çalışması. Beldedeki birçok ev bu usulle inşa edilmiş. Evler fiyatına göre ise hayli konforlu: 92 m2, 2 katlı, 3 odalı evlerin ayrıca 100 m2 bahçesi ve garajı var.

Marinaleda eğitim, Endülüs Bölgesi’nin müfredatına göre işleniyor ancak ders dışı aktivitelerde vatandaşlık eğitimi, bahçecilik gibi beldenin toplumcu idealine uygun eğitimler veriliyor.

En ilginci: Marinaleda’da polis yok! Belediye bir polis teşkilatına sahip değil. Buna karşın herhangi bir suç ve ayrımcılık da bulunmuyor. Bu durumu baskıyı değil, sivil hakları ve bilinci önemsemeleriyle açıklıyorlar. Ayrıca bir polis teşkilatı kurmayarak senede 350 bin Euro (yaklaşık 1.3 milyon TL) tasarruf ediyorlar.

Kaynak: Hürriyet Haber

Karşıyaka’nın Tepesinde Bir Cennet “Karagöl”


Tantalos efsanesinde adı geçen Karagöl Yamanlar dağı üzerinde bulunur. 35 dekarlık su yüzeyine sahip olan bu göl tektonik yer hareketleri sonucu meydana gelmiştir. Küçük, dairesel ve güzel manzaralı gölün etrafı çam ormanları ile kaplıdır. Doğa ve yürüyüşü sevenler için ideal bir yerdir.
Her mevsim ayrı güzellikleri barındırıyor. En alttaki galerimiz de bu sene Karlı kış günlerinden karaleri de görünce daha iyi anlayacaksınız.
Konaklama konusunda imkanlar kısıtlı. Sadece Çadır ile konaklamak mümkün. Çadırınız ile Karagöl’de konaklama bedeli çok cüzzi miktarlarda. Giriş ücreti de aynı şekilde çok uygun.

Adres: Karagöl, Karşıyaka Örnekköy Yeni Girneden, 35 Yamanlar, İzmir

Konum için tıklayın.

İletişim: www.karagol.gen.tr – www.facebook.com/izmirkaragol
Tel: 0534 463 3558
E-mail: [email protected]

 12705647_1063894447008187_5082092163457297267_n
15622696_1335238516540444_1794755216213955519_n
asdd
sd
sdd
ssd
w
zmir_Karag_l_G_rselleri2
Bonus

İzmir’in cennet kokan rotası

Tarihin peşinde bir İzmir gezi rotası Efes-Mimas Yolu…

Tarihi Efes-Mimas yolu üzerindeki köyler, yaz mevsiminde birbirinden güzel koylarında misafirlerini ağırlarken, kış ve ilkbaharda ise terk edilen köylerde yürüyüş ve doğa sporları yapan ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor.

İzmir’in Karaburun Yarımadası’nda çeşitli nedenlerle terk edilen yerleşim alanları yürüyüş ve doğa turizmiyle cazibe merkezine dönüştü.

Yeşil ve mavinin her tonunun bir arada bulunduğu yarımada, yazın misafirlerini birbirinden güzel koylarında ağırlarken, özellikle kış ve ilkbaharda da yürüyüş ve doğa sporları yapan ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor.

Doğaseverler, yürüyüş için ise en çok bir zamanlar hayatın adeta cıvıl cıvıl olduğu ancak son yıllarda terk edilen eski köyleri tercih ediyor.

ARTEMİS TAPINAĞI

Antik Efes kentinin Artemis Tapınağı’nın önünden başlayıp Karaburun’da son bulan Efes-Mimas yolundaki köyler şimdiden yerli ve yabancı birçok kişinin uğrak noktası olmaya başladı. Eski yerleşim merkezlerinin başında da Sazak köyü geliyor. Tamamı taş evlerden oluşan, içerisinde bir de tarihi kilise barındıran eski yerleşim alanına gelen turistler köye hayran kalıyor.

Sazak köyü dışında, yeşil ile mavinin bir arada olduğu Çukurköy ve Tepeköy ile nüfusları her geçen gün azalan Sarpıncık, Yeniliman, Bozköy, Yayla ve Küçükbahçe köylerinde özellikle hafta sonları yoğunluk gözleniyor.

İzmir Körfezi’nin girişinde hakim bir tepeye kurulan, uzun yıllar kente deniz yoluyla gelen gemilere yol gösteren, son yıllarda ise gelişen teknolojiyle otomatik sinyal sistemine geçen Sarpıncık Feneri de bölgeye gelen konukların vakit geçirdiği yerler arasında bulunuyor.

Karaburun Belediye Başkanı Ahmet Çakır, yaptığı açıklamada, deniz ve kum turizminin yanında yürüyüş yapmak isteyen misafirlere ev sahipliği yaptıklarını söyledi.

Tarihi köyleri tanıtmak için çalışma yaptıklarını belirten Çakır, “Bölgemizdeki köylere özellikle 2 yıldır büyük bir ilgi var. Son dönemde yurt dışından birçok konuğumuz gelip dağ yürüyüşlerine katılıyor. Daha çok tanıtım yaparsak hem ilçemize hem de Türkiye ekonomisine katkı sunacağımızı düşünüyorum” dedi.

Karaburun Mimas Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Başkanı Mustafa Özer ise bölgede yürüyüş rotalarını belirlediklerini ve bu konuda kendilerine ulaşan doğaseverlere yardımcı olduklarını dile getirdi.

Bölgeyi dağcılık ve yürüyüş sporlarına açmayı hedeflediklerini vurgulayan Özer, şöyle konuştu:

“Akıllı telefonlar için hazırlanan bir programı indiren herkes burada yürüyebilir, ayrıca güzergah uyduda da var. Yöre halkı ilk etapta bu önemli çalışmayı ciddiye almadı ama zamanla gelen konuklar burada kalmak isteyip, yerel yemeklerini yemek isteyince önce pansiyonculuk gelişti. Ben 5 yıl içinde bu köylerin ayağa kalkacağına inanıyorum” (NTV)

Monemvasia – Egedeki gizli şehir

Kocaman, heybetli bir kaya parçası düşünün gökten inmiş gibi denizin ortasında duran. Sonra, bu kayanın açık deniz tarafında öyle bir şehir düşünün ki, ortaçağdan beri değişmemiş, ama karadan bakınca hiçbir yeri görünmeyen. Burası Monemvasia!Monemvasia uçaktan

Öncelikle, konumlandığı kaya parçası büyülüyor insanı, kapısından girer girmez de adeta bir film seti gibi olan mimari dokusu. Tek bir giriş kapısı var şehrin; adı da buradan geliyor. Yunanca mone (tek) ve emvasia (giriş) kelimelerinin birleşmesinden.

Kuzeyli kavimlerin saldırısından korunmak amacı ile Sparta’lılar tarafından 6.yy’da kurulmuş bu şehir. O günden bugüne, Bizans, Venedik, Osmanlı boyunduruğunda kalmış, 1821’de Yunanistan’a geçmiş. Bizans ve Venedik döneminde Güney Ege’nin en önemli ticaret limanlarından biri olmuş. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Benefşe olarak bahsediyor şehirden. Yaptığı tasvirlerden, Osmanlı döneminde ticari önemini nispeten kaybettiğini, önemli bir denizyolu karakolu haline geldiğini anlıyoruz. Yunan döneminde tamamen gözden düşen şehir, neredeyse terk ediliyor. 1970’lerde turizmin canlanması ile birlikte yeni bir dönem başlıyor. Ortaçağdan bu yana neredeyse el değmemiş olan taş evler, aslına uygun restore edilerek, Monemvasia’nın bugünkü güzelliği ortaya çıkarılıyor.Monemvasia ilk meydan

Şehrin kış nüfusu 90 kişi; dolayısıyla hayat tamamen turistik faaliyet üzerine kurulu. Buna karşın, elektrik kabloları haricinde orijinal görüntüyü bozan hiçbir şey yok.

İki bölümden oluşan şehrin yukarı kısmında bugün yaşam yok, sadece tarihi eserler ve bina kalıntıları var, birçoğu da restorasyon halinde. Aşağı bölümde ise  800 e yakın bina var ki, bunların 40 tanesi kilise (bir tane de Osmanlı’dan kalma cami var). Bu bölümde restore edilen binaların çoğu; butik otel, taverna, kafe-bar veya dükkana dönüştürülmüş durumda.Monemvasia sokak görünümü

Nasıl gidilir?

Direkt olarak Monemvasia’ya ulaşım zor. Yakınlarda havaalanı, hızlı feribot limanı yok. Karayolu tek seçenek! Eğer Atina’dan çıkıyorsanız, Peleponnes yarımadasının ortasından geçen yol 350km. Büyük bir kısmı otoban olsa bile, en iyi ihtimal 4 saat sürüyor. Trafik neredeyse hiç yok ve otoyol, varışa son 80km kalıncaya kadar devam ediyor, ama ilk bölümde zaten bir ihtiyaç molası veriyorsunuz; üstelik tam 8 (!) defa gişeden geçip (şaka gibi geliyor,ama şaka değil!) dur, kalk yapıyorsunuz. Son bölümde de hız ortalama 60km’yi geçemiyor. Böyle olunca tabii 4 saat bile iyimser oluyor.

Nasıl gezilir?

Monemvasia, M.S 675 senesindeki bir depreme kadar karaya bağlı imiş, sonra bu bağlantı sular altında kalmış. Daha sonraki tarihte ve şimdi, adanın kara bağlantısı yaklaşık 200mt uzunluğunda bir köprü üzerinden yapılıyor. Monemvasia yolu otoparkKöprünün bir ucunda Gefira balıkçı kasabası var. Gefira’dan çıkıp köprüyü geçince devam eden sahil yolu, Monemvasia’nın tek giriş kapısında son buluyor. Bu kapıdan araç geçişi yok, üstelik otopark da yok :); kös kös dönüp aracı yolda park etmek zorundasınız ve yer bulmak oldukça zor. Köprüden sonraki yol yaklaşık 1500mt. Gündüz çok sıcak, ama gece rahatlıkla yürünebilir; aydınlatması var. Bir seçenek de; Gefira‘dan kalkıp, Monemvasia’nın kapısında bırakan minibüsler.

Kale kapısından girince, bir yol soldan düz devam ederken, bir diğeri sağa doğru iniyor. Sağa doğru inen, surlar ve deniz dibinden devam ederek, şehrin iki farklı meydanından geçip diğer ucuna kadar devam ediyor.

Monemvasia meydan ve akropol görünümü

Monemvasia meydan ve akropol görünümü

Buradan, surların öbür tarafına geçip şehrin dışından surlara bakmak veya yokuş yukarı devam edip tepeye çıkmak mümkün. Gün ortasında tepe tırmanışı oldukça zor; yükseklik 200mt, yukarıda büfe vs. yok, ama manzara mükemmel. Çıkmaya niyet ederseniz, yanınızda mutlaka su olmalı.

Tırmanış yapmadan ikinci meydandan sola devam edince, demin girmediğiniz ana caddeye geliyorsunuz ki, şehrin bütün taverna ve dükkanları bu dar cadde üzerine sıralanmış. Bir kafede denize karşı soluklanıp, engin mavinin ve tarihin tadını çıkarın.Monemvasia dükkanlar

Şehir gündüz ayrı, gece ayrı güzel. Gündüz turunun yanında, bir gece yürüyüşü de yapmanızı tavsiye ederiz.Monemvasia kafeterya

Monemvasia şehrini gezmek için 24 saat ayırmanız yeterli. Bu süre içinde akşam ışıklarının tadını çıkarıp, gecesini de yaşayabilir; gün içinde serinlemek için surların dibinden denize de girebilirsiniz (Gölgelik yok, merdiven ve duş var).Monemvasia plaj

Nerede kalmalı?

Monemvasia Gefira

Gefira sahili, otelden görünüm

Monemvasia içinde birçok butik otel var. Bu otantik havayı gece de solumak istiyorsanız kale içinde kalabilirsiniz, ancak araç girişi olmadığından valiz taşıma problemi yaşayacağınızı, orijinal taş binalar içinde odaların çok büyük olamayacağını, üstelik sahilde bulunan Gefira’ya göre üç misli fiyat ödeyeceğinizi bilin. Bizim gittiğimiz dönemde, deniz manzaralı oda Gefira’da 60Eur iken, muadili, Monemvasia’da 150Eur idi. Biz, Gefira’da köprü başındaki Aktion otelin deniz odalarında kaldık, süper lüks değildi, ama park problemimiz olmadı ve gece yemeğe yürüyerek gidebildik. (Gefira, ilk resimde, Monemvasia’nın arkasında görünüyor)

Nerede yemeli?

Yemek konusu da otel ile aynı paralelde. Monemvasia, turizm olgusu ve kaynak kısıtlılığı nedeniyle daha pahalı. Zaten, şehrin içinde 3-5 mekan var. Hepsinin de teras üzerinden deniz manzarası var. İlla burada yiyecekseniz, öğle yemeğini tercih edin; manzara o zaman anlamlı. Gece, açık denize doğru sadece koyu karanlık var manzara olarak. Gefira’da mekan seçeneği daha fazla. Burada, arabayı limandaki açık otoparka bırakıp,diğer uçtaki yat barınağı ve mendireğe doğru yürürken birçok restoran göreceksiniz. Her yerde olduğu gibi; merkezden uzaklaştıkça kalite artıyor.Monemvasia Gefira yemek

Bizim tercihimiz akşam Skorpios, öğlen Kastraki oldu. İkisi de Monemvasia kaya manzaralı.Fiyatlar gayet uygun, hatta Yunanistan’a göre ucuz bile denebilir (20’lik ouzo, kalamar, barbun, horta, cacıki, greek salad 40Eur civarı). Yörede, büyük balıkların yanında, barbun ve sardalya bol. Ege Denizi’ne göre buradakiler daha az yağlı, deniz tadı daha yoğun.

Sabah kahvaltı için Gefira merkezde butik bir pastane var, ama börek, simit vs fırını, şehrin kuzeyindeki sahil yolu üzerinde. Biz maalesef fırınları kahvaltıdan sonra gördük. Her yazıda tekrar olacak belki ama, bu ülkede, kahvaltı için fırından malzeme alıp, kafeteryaya gidip orada bir tek kahve söyleyerek yemek sorun değil. Bizim alıştığımız tür Türk kahvaltısı ise oteller haricinde hiçbir yerde yok.

Sonuç olarak, Yunanistan’da bir Peleponnes (Mora) Yarımadası seyahati planlıyorsanız, Monemvasia kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri. Yakınındaki, Elafonisos veya Kythira adası, ya da Neapoli gibi farklı çekim merkezleri ile mükemmel bir seyahat olabilir. Böyle bir tur için Atina’dan araba kiralamalı ve en az dört gece düşünmelisiniz. 

Kaynak :  bizimizimiz.com

Sığacık-Samos seferleri başlıyor

İlkbaharın gelmesiyle birlikte Seferihisar Sığacık’tan Yunanistan’ın Samos Adası’na düzenlenen feribot seferleri yeniden başlıyor. Her yaz olduğu gibi Sığacık’tan keyifli, uygun fiyatlı bir Yunan Adası turu sizleri bekliyor.

20 NİSAN TANITIM SEFERİ

Seferihisar Belediyesi, TURSEM Turizm-Samos Star, Teos Marina ve Samos’lu işadamları işbirliğiyle sürdürülen, Seferihisar Sığacık Teos Marina ve Samos Karlovassi Limanları arasında düzenlenen feribot seferlerinde 2018 sezonu 20 Nisan Cuma gününden itibaren başlayacak. Geçtiğimiz yaz sezonunda 17 bin kişinin kullandığı seferlerde, Yunanistan’ın en güzel adalarından biri olan Samos, muhteşem doğası ve zengin mutfağıyla yine Türk komşularını bekliyor olacak. 20-29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek tanıtım turlarında günübirlik feribot bileti, yanında ada turuyla beraber 25 Euro’dan satılıyor. Feribot bileti, bir gece konaklama ve ada turu fiyatı ise sadece 49 Euro.

Seferler, haftanın dört günü Çarşamba, Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri olacak. Feribot Sığacık’tan sabah 08.00’de, Karlovassi Limanı’ndan Saat 17.00’de hareket edecek. Ege Denizi’ndeki keyifli yolculuk 400 kişilik lüks feribotla 1 saat 55 dakika sürecek.

YEŞİL PASAPORT VİZESİZ

Yeşil pasaporta vize gerektirmeyen turlarda, normal pasaport için Schangen Vizesi allınması gerekiyor. Kapıda vize uygulamasının iki hükümet ve Avrupa Birliği arasında yapılacak anlaşmayla bu yıl da uygulanması bekliyor. Seferlerle ilgili detaylı bilgiye adresinden http://www.samosstar.com dan ulaşabilirsiniz.

İzmir’de turist sayısı 2015 yılının 400 bin gerisinde

Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği’nce (ETİK) yayımlanan Ekim ayı yönetim raporundaki on aylık veriler, İzmir turizminde iki yıldan buyana yaşanan gerilemeyi gözler önüne serdi.

ETİK’in özel yönetim raporlarının 42. sayısında İzmir turizminin Ocak – Ekim dönemi analizine yer verildi. Rapora göre, Ekim ayında hafif duraklama olmasına rağmen sayısal büyümesine devam eden İzmir turizmi on ayda yüzde 13,9 artış gösterdi. Geçen yılın aynı döneminde 636 bin 407 yabancı konuk ağırlayan İzmir’i bu yılın on aylık döneminde 724 bin 617 yabancı konuğa ulaştı.

On aylık dönemde gösterilen bu iyileşmeyle 2016 krizi rakamsal boyutta geride kalırken 2015 yılı verilerinin 400 bin dolayında gerisine düştü. Öte yandan Ocak – Ekim döneminde kruvaziyer turizmi de kan kaybetmeye devam etti. İzmir turizmi 2017’nin on aylık döneminde yüzde 175 artışla 7 bin dolayında kruvaziyer turisti aldı. Alsancak Limanı kruvaziyer turist trafiği 2 bin 445’ten 7 bin 28 kişiye çıktı.

Adnan Menderes Havalimanı girişleri de yüzde 13,4 artarak 675 bine çıkarken İzmir’e gelen vatandaş ziyaretçi sayısı da yüzde 10,5 artışla 582 bine yükseldi. On aylık dönemde İzmir turizmi ana pazarları içinde Hollanda, İngiltere, İskandinavya dışında toparlanma yaşadı. Rusya başta olmak üzere BDT ülkeleri, İran ve Polonya’da yüksek oranlı büyümeler gerçekleşti.

ETİK Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, İzmir turizminin on aylık dönemde geçen yıla göre yüzde 13,9 artış göstermesine karşın 2015 yılı rakamlarına yaklaşamadıklarını söyledi. İşler, “İzmir’e gelen turist sayısında 2015 yılının 400 bin gerisine düştük” dedi.

Turizm sektörünün diplomasideki ve konjonktürdeki olumsuzlukların etkisini bire bir yaşadığını dile getiren Mehmet İşler, “Bütün bunların yanında, hedef pazarlarda İzmir tanınmıyor, ne yazık ki yeterince ve gereğince tanıtılmıyor” dedi. İşler, bu konuda görev üstlenen tüm kişi, kurum, kuruluş ve organizasyonların etkin çaba içinde bulunması gerektiğini sözlerine ekledi.

İzmir’in Sakin Cenneti Karaburun

Karaburun Hakkında Ansiklopedik Bilgi;

KaraburunTürkiye‘nin İzmir iline bağlı bir ilçe. Karaburun Yarımadası‘nda bulunan ilçenin 1 beldesi ve 13 köyü vardır. İlin en küçük ilçesidir.
Karaburun ilçe merkezi Kaza, İskele, Burgaz Arkası ve Bodrum olarak 4 ana kısıma ayrılmıştır. İskele kazanın balıkçı barınağının bulunduğu yerdir. Aynı zamanda da akşamları insanların yürüyüş yaptığı kordon boyudur. Dalış merkezleri ve balık lokantaları bulunur. Burgaz arkası daha çok yazlık evlerin olduğu kesimdir. Bodrum ise ilçenin en işlek plajının bulunduğu kısımdır.
Karaburun’da İskele’nin önünde Büyük Ada ve Burgaz Arkasına bakan Küçük Ada bulunmaktadır. İskelenin ilerisinde Karaburun Yelken Kulübü vardır.

KARABURUN’LA İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Homerus’un meşhur İlyada destanında Midas ismiyle bahsettiği Karaburun, İzmir’in en batısında, aynı ismi taşıyan Karaburun Yarımadası’ında yer alıyor. İzmir’in en küçük ilçesi. İlçenin toplam nüfusu 9.000 civarı, ilçe merkezinin ise 3.000 bile değil. Karaburun’a bağlı Mordoğan’ın nüfusu ise 5.000’in üzerinde. Bunda tabii ilçe merkezinin, yarımadanın en kuzeyinde yer alıyor olması da etkili. Zira Karaburun’a ulaşmak için 303 tane virajdan geçiliyor.
Yollar virajlı ama her virajda ayrı bir manzara var. Virajlı yollar demek, irili ufaklı koylar demek. Yolun bir tarafı mavinin her tonunu barındıran deniz, diğer tarafı dağ ve dünyada en sevdiğim ağaç olan zeytin ağaçları… Arabada da yol boyunca Yunanca şarkılar çalınca, keyif on numara.

 

 
İnsanlar Karaburun’a yollar virajlı diye gelmiyor ama ben sırf o yollardan tekrar geçmek için yine giderim. Tek eksiği, yol kenarlarına seyir teraslarının yapılmamış olması. Yollar biri gidiş biri geliş iki şeritli olduğu için arabayı durdurmak zor oluyor. Ben tabii buna rağmen durdum yine de sık sık.

KARABURUN’UN KÖYLERİ

Karaburun’un merkezi, nüfusundan da anlaşılabileceği gibi oldukça küçük. Öyle tarihi, turistik yerleri de çok fazla değil. İlçe merkezi, Foça’nın tam karşısında bulunuyor. Karaburun doğal güzelliği olan bir yarımada. Ege ruhunu buram buram hissedebileceğiniz bir yer. O yüzden en güzeli, atlayıp arabaya virajlı yarımadayı dolaşmak, köylere, plajlara uğramak…
Karaburun’un köylerinin hemen hepsi, sahilde değil dağ yamaçlarında kurulmuş. 18. yüzyıldan önce kurulanlar, korsan saldırılarından korunmak amacıyla denizden görülemeyecek şekilde, sonrasında kurulanlar ise denize bakacak şekilde kurulmuşlar. Ama bu köylerin hemen hepsinin, deniz seviyesinde, iskelesi olan bir koyları var. Köylerin birçoğunda, mübadele öncesinde Rumlar ve Türkler birlikte yaşıyormuş.
Karaburun’da köylüler o kadar sıcakkanlı ki, sizi köy sokaklarında dolaşırken görünce, mutlaka selam veriyorlar, “köyümüze hoş geldiniz” diyorlar. Bir de dikkatimi çeken şey, hemen hemen tüm köylerde, köy meydanında Atatürk büstünün olması oldu. Çok takdir ettim.
Yarımadanın, Foça’ta bakan doğu tarafında, Saip, Amberseki, Kösedere, İnecik ve Eğlenhoca köyleri var. Karaburun merkeze en yakın iki köy, Saip ve Amberseki. İkisi de, Karaburun’daki birçok köy gibi, dağ yamaçlarına kurulmuş, deniz manzaralı köyler. Saip’e sadece girip çıktık, dolaşmadık ama Amberseki’nin masmavi deniz manzaralı köy meydanındaki kahvede mola verdik. Buradaki Melisa Kahvaltı Evi, adı üstünde kahvaltısıyla ünlü. Ama biz akşam saati gittiğimiz için sadece çay içme niyetiyle gittik, gittik ama sahipleri o kadar cana yakın insanlar ki, bize yeni fırından çıkardıkları börekten ikram ettiler yanında zeytin, domates ve salatalığıyla birlikte. Akşam kahvaltısı yapmış olduk biz de ama nefisti. Gitmeden önce, kahvaltı nefis ama arısı çok demişlerdi. Doğruymuş. Ama çözüm de bulmuşlar. Kahve yakıyorlar, arılar yanınıza uğramıyor! 🙂
Saip ve Amberseki’den Mordağan yönüne doğru gidince, Karaburun’a 15 km, anayola da 4 km mesafedeki Kösedere köyüne geliyorsunuz. Burası benim Karaburun’da en sevdiğim köy oldu. Aralarında selvi ağaçları bulunan, zeytin ağaçlarıyla dolu bir yoldan geçilerek gidiliyor. Köyün nüfusu 356’ymış. Karaburun’un en büyük köylerinden birisi. Köy kahvesinde, muhtar azası Mustafa Bey ile tanıştık. Bize de köyü o gezdirdi sağolsun. Kösedere tam bir Ege köyü. İnsanlar çok sıcakkanlı, konuşkan. Mahalle kültürü devam ediyor.

 

Mutlaka gidilmesi gereken bir köy. Meydanda, tam yapım tarihinden emin olamadıkları bir de tarihi camisi var. Nedense diğer köylerdeki tarihi camilerle ilgili de durum aynı. Tam yapılış tarihlerinden kimse emin değil. Kösedere Köyü Camisi, taştan yapılmış ama üstüne kat kat sıva yapılmış. Mutlaka restore edilmesi lazım. Etrafında, çevreden buldukları antik sütün parçaları da var. Caminin İçi de çok güzel. Kültür ve Turizm Bakanlığı umarım Kösedere ve diğer köylerdeki tarihi camilere sahip çıkar, gerekli araştırmaları ve akabinde restorasyonları yapar aslına uygun olarak… 

 

Burası, caminin karşısında, kahvenin de bulunduğu köy meydanı. Kösedere’de, diğer köylerde olduğu gibi zeytinyağı da üretiliyormuş. Üstelik litresini sadece 7 TL’ye satıyorlar. Kavun da var, kilosu 2 TL’ye. Meydan etrafındaki esnaftan satın alabilirsiniz.
Köy meydanının yanındaki bakkalın hemen solunda, üzerinde tabelası bile bulunmayan bir berber var. Kadri Amca’nın berberi. 1934 doğumluymuş, yani tam 80 yaşında. Bu yaşında berberliğe hala devam ediyor. Dükkanı da oldukça nostaljik. Bu yaşta, böylesine dikkat gerektiren bir işi hala yapıyor ya, helal olsun. Sohbet ettik uzunca. “Bizim köyümüz çok medenidir, kadınlar erkekler düğünlerde birlikte dans ederler.” dedi. Diğer birçok Karaburunlu gibi, Karaburun’a yapılmakta olan duble yoldan şikayetçi. Yolun, buraların bozulmasına, zeytinliklerin de betonlaşmasına sebep olacağını düşünüyor. Ben de kendisiyle aynı fikirdeyim.

 

80 yaşındaki berber Kadri amca
Köyde gezinirken, tam buğdaylı peksimet pişiren 84 yaşındaki Şerife teyzeye de denk geldik. Çok tatlıydı. Bize peksimetin henüz yumuşak halini ikram etti. İnanılmaz lezzetliydi. Birkaç dilim yedim sanırım 🙂 Yaptıkları ekmekleri Karaburun’da pazarda satıyorlarmış.
Kösedere’de çok güzel tarihi taş binalar da var ama yıkılmak üzere hemen hepsi. Köylülerin, devletten biraz maddi desteğe ihtiyaçları var restore edilmesi için. Köyde, Cumhuriyet öncesi dönemden kalma tarihi bir okul varmış daha önce ama artık yıkılmak üzere olunca, kimseye zarar vermemesi için birkaç sene önce yıkmak zorunda kalmışlar. Çok üzücü…
Kösedere köyü muhtar azası Mustafa Bey bana köydeki binalarla ilgili bilgi verirken
Köydeki taş evlerden birisi
Fotoğrafta gördüğünüz bu sopanın bir anlamı var. Eğer birinin evine gittiyseniz ve bulamadıysanız, bu sopayı bırakıyormuşsunuz. Sonra ev sahibi gelince komşulara soruyormuş, komşular kimin geldiğini, ne için geldiğini söylüyorlarmış. Eğer düğün, dernek, doğum vs. önemli bir olay varsa, onu da haber veriyorlarmış.
Bu fotoğrafı ibret olsun diye koyuyorum. Bu, iki farklı bina gibi görünen bina, aslında tek bir ev. Tarihi taş bir ev. Ama miras sonucu kardeşler tarafından paylaşılmış. Sağ taraftaki yeşil yarısı, “Güzelim bir bina nasıl çirkinleştirilebilir?” sorusuna çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
Kösedere’ye giden yolun devamında, İnecik ve Eğlenhoca köyleri var. Eğlenhoca’ya gidemedik ama İnecek köyüne bayıldım. Taş evleri ve dar, çiçekli sokaklarıyla İtalyan köylerine benziyor. Mimari dokusunu koruyan bir köy. Yeni yapılan evler de, taştan yapılıyor. Eskiden bölgenin en kalabalık köyü iken, ekonomik sebeplerden kaynaklanan göç sebebiyle nüfus 100 civarına düşmüş. Köye, bakkal bile olmadığı için, market ürünleri, balık, meyve sebze arabayla geliyormuş. Halbuki hani birçok kişinin hayalinde sakin, sessiz bir Ege kasabasına, köyüne yerleşmek vardır ya, tam da bunu isteyeceğiniz bir yer.
İnsan böyle ahşap panjurlu evleri, bahçeleri, taş duvarlarını, kapısını, önünde duran sandalyesini görünce kendi kendine sormadan edemiyor “benim ne işim var büyük şehirde” diye…
Karaburun tatilinizin bir gününü, yarımadayı ring yapacak şekilde gezmeye ayırlmalısınız. Zira biz öyle yaptık, doğudan batıya yarımadayı geçip, kuzeyden tekrar merkeze döndük. Bu yol üzerinde sırasıyla yarımadanın tek dağ köyü Yaylaköy, Küçükbahçe, Salman, Parlak, terkedilmiş Rum köyü Sazak, Sarpıncık, Haseki, Yeniliman, Tepeboz ve Bozköy köyleri var. Bu taraftaki köylerin hemen hepsi, vakti zamanında Türkler ve Rumların ortak yaşantısına tanıklık etmiş.
Yol inanılmaz virajlı, tek şeritli ama bir o kadar da keyifliydi. Ben sanırım bir viraj manyağıyım. Millet böyle yollarda araba sürmeye korkarken, ben mest oluyorum. Bir yandan araba kullanıp bir yandan fotoğraf bile çekiyorum. Tabii ben yapıyorum diye siz yapmayın, tehlikeli, çok tehlikeli bir şey. Bu arada hatırlatmakta da fayda var, radyo pek çekmiyor bu yollarda. O yüzden yanınızda sevdiğiniz yol müzikleri olsun mutlaka.
Yarımadayı doğudan batıya geçerken bitki örtüsü de değişiyor. Yarımadanın doğusundan, Karaburun merkezden yukarı çıkarken başta zeytin ağaçları var tek tük. Sonra makiler geliyor. Akabinde çam ormanları, sonrasında çorak araziler. Aşağı inerken de tekrar, yeni ekilmiş zeytinlikler. En aşağıda da turunçgiller.
Köylerin hepsi çok şirin ama birçoğunda durmadık. Çok sayıda taş evin olduğu Parlakköyünde mola verdik. Köy kahvesini ararken, bir çınar ağacının altında, köy manzarasına nazır sohbet eden iki yaşlı amcaya denk geldik, biz de onlara katıldık. Selahattin amca 82, Mustafa amca 80 yaşındaymış. Selahattin amcanın annesi anlatıyormuş, eskiden köyün bir tarafı Rum’muş, diğer tarafı Türk. Rum tarafındaki taş evler, yıkık dökük halde duruyor hala. Genç nüfus İzmir’e göç etmiş hep. Şimdi 150 kişi civarıymış nüfus. Yazın da herkes sahile, Badembükü’ndeki evlerine iniyormuş. O yüzden köy kahvesi de kapanmış. Yarım saat sohbet ettik. Kışın gelin, mandalina yiyin dediler. Gümüldür mandalinasından bile güzelmiş.
Parlak köyünden devam edince, Sarpıncık ve Haseki köylerinin hemen ardından, Karaburun’un deniz kenarındaki tek köyü olan Yeniliman’a varılıyor. Tam bir balıkçı köyü. Köy kahvesi bile deniz kenarında. Mübadele öncesi neredeyse nüfusunun tamamı Rum’muş. Vedat Milör’ün yemeklerini tavsiye ettiği Lipsos Ata’nın Yeri de Yeniliman’da, gittik, gördük ama oturup yemek yemeye vaktimiz olmadı maalesef. Bir de nedense ben böyle fazla tavsiye edilen yerleri sevmiyorum. Başta iyi olsalar da böyle bir anda popüler olmalarının ardından, hem servis kalitesi, hem de yemeklerin lezzetinde düşüş oluyor.
 

KARABURUN’UN PLAJLARI

Karaburun doğal açıdan çok güzel, birbirinden güzel de koyları var ama maalesef turistik tesis açısınan yetersiz. Koylarda deniz muhteşem ama çoğunda plaj kısmı küçücük ve ilçe merkezi dışında organize bir plaj bulmak da çok zor. Halbuki ufak yatırımlarla, turkuaz mavi, pırıl pırıl denizi olan bu koylar, cazibe merkezleri haline getirilebilir.
İlçe merkezinde en popüler iki plaj, Mimoza ve Bodrum plajları. Mimoza’ya gidemedik ama Bodrum Plajı otelimizin hemen yanında olduğu için uğradık. Karaburun’un en organize plajı da burası zaten. Dolayısıyla en kalabalığı da burası. Denizi kalabalığa rağmen tertemiz. Şezlong, şemsiye kiralanabiliyor. Plajla arasında sadece küçük bir yol bulunan işletmeler sayesinde bira-midye keyfi yapmak için de çok müsait.

 

Bodrum Plajı’nda bulunan Paşa Cafe & Bar, kanımca bölgenin en iyi mekanı. Sadece gündüz plaj keyfi yaparken değil. Zira Karaburun’un adam akıllı tek gece mekanı da burası diyebiliriz. Müzikler on numara, içkiler, kokteyller güzel, yemekler lezzetli. Dünyanın farklı yerlerinden biralar içmek mümkün. Dönem dönem ünlü şarkıcılar konsere bile geliyor buraya. Bir de işletmecisi Mehmet’ten bahsetmem lazım. Çok kafa dengi, sıcakkanlı bir adam. Sohbetine de doyum olmuyor. Giderseniz, Mehmet’le ve eşiyle de tanışmadan dönmeyin derim.

 

Kösedere Köyü’nün sahilinde bulunan Boyabağı Koyu da turkuaz sularıyla insanı kendine çeken bir yer. İki yanı zeytin ağaçlarıyla dolu, tek arabanın sığacağı genişlikte toprak bir yoldan gidiliyor. Özellikle yukarıdan bakınca insanın bir an önce inip suya dalası geliyor. Tek dezavantajı, güneşlenmek isteyenler için plajının çok dar olması. Hatta plaj yok bile diyebiliriz. Direkt deniz başlıyor! 🙂 Denizin de ilk 2-3 metresi taş, ama sonrası kum. Çeşme’deki gibi hemen derinleşmiyor deniz.
Boyabağı Koyu’nda, Kösedere Köyü Derneği’ne ait Mavi İnci Kafe var bir de. Salaş ama çok samimi bir mekan. Masmavi deniz manzarası göz kamaştırıyor. Çok da uygun fiyatlı üstelik. Kalamar 10 TL, balık 12,5 TL, bira 5 TL sadece. Biz gittiğimizde kalmamıştı ama köftesi çok güzelmiş söylediklerine göre, aklınızda bulunsun.

 

 

 

Gittiğimiz bir başka koy, Karaburun’un kuzeyinde, Midilli’ye bakan, çok tevsiye edilenDolungaz Koyu oldu. Haritalarda yeri görünmüyor. Gitmeden önce sormanız lazım yolu. Anayoldan dönüş tabelası da küçücük. Yine toprak bir yoldan gidiliyor. Turkuaz, etrafı kayalık bir koy. Deniz tertemiz, serin. İnsan çıkmak istemiyor. Ama yine plaj kısmı kötü maalesef…
Parlak köyündeki amcaların tavsiyesi üzerine, köyün sahili Badembükü’ne indik. Sakız Adası’na bakan, büyük bir koy. Ama şansımıza deniz dalgalıydı, çok az kişi vardı plajda, o yüzden biz de girmedik. Onun yerine, Parlak Köyü’nün Badembükü’ndeki yazlık kahvesi olan Çınaraltı Kahvesi’ne gidip afiyetle gözleme yedik. Sadece 3 TL. Kahvede satılan organik köy domatesi ve ev yapımı makarnadan da satın aldık. Hatta domatesi gözlemenin yanına doğrayıp, hemen yedik! 🙂 Çok lezzetliydi.

KARABURUN’A NASIL GİDİLİR, NEREDE KALINIR?

İzmir’e bağlı Üçkuyular semtinden kalkan Karaburun midibüsleri vasıtasıyla ulaşım sağlanmaktadır. 2007 yılında başlayan Üçkuyular-Karaburun İskele seferleri 2008 yılında durdurulmuştur. 2009 yılı itibariyle Foça-Karaburun Saipaltı yazlık hafta sonu seferleri başlamıştır.
İzmir yolu üzerinde bulunan Seferihisar ilçesi üzerinden ara bağlantılarla, doğrudan Selçuk‘a geçiş mümkündür.
2013 yılında iyte mordoğan arasındaki yol yeni yapılmış ulaşım 56 km e düşürülmüştür . yolun Karaburun merkeze ulaştırılması çalışmaları devam etmektedir . İzmir büyükşehir belediyesi yeni aldığı katamaranlar ile Karşıyaka Karaburun arasında sefer düzenlemeyi planlamaktadır 
 
Kaynak : www.nereyekacsak.com