İzmir’in Sakin Cenneti Karaburun

13.07.2016

0 views Kişi Okumuş

0 Yorum

Karaburun Hakkında Ansiklopedik Bilgi;

KaraburunTürkiye‘nin İzmir iline bağlı bir ilçe. Karaburun Yarımadası‘nda bulunan ilçenin 1 beldesi ve 13 köyü vardır. İlin en küçük ilçesidir.
Karaburun ilçe merkezi Kaza, İskele, Burgaz Arkası ve Bodrum olarak 4 ana kısıma ayrılmıştır. İskele kazanın balıkçı barınağının bulunduğu yerdir. Aynı zamanda da akşamları insanların yürüyüş yaptığı kordon boyudur. Dalış merkezleri ve balık lokantaları bulunur. Burgaz arkası daha çok yazlık evlerin olduğu kesimdir. Bodrum ise ilçenin en işlek plajının bulunduğu kısımdır.
Karaburun’da İskele’nin önünde Büyük Ada ve Burgaz Arkasına bakan Küçük Ada bulunmaktadır. İskelenin ilerisinde Karaburun Yelken Kulübü vardır.

KARABURUN’LA İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Homerus’un meşhur İlyada destanında Midas ismiyle bahsettiği Karaburun, İzmir’in en batısında, aynı ismi taşıyan Karaburun Yarımadası’ında yer alıyor. İzmir’in en küçük ilçesi. İlçenin toplam nüfusu 9.000 civarı, ilçe merkezinin ise 3.000 bile değil. Karaburun’a bağlı Mordoğan’ın nüfusu ise 5.000’in üzerinde. Bunda tabii ilçe merkezinin, yarımadanın en kuzeyinde yer alıyor olması da etkili. Zira Karaburun’a ulaşmak için 303 tane virajdan geçiliyor.
Yollar virajlı ama her virajda ayrı bir manzara var. Virajlı yollar demek, irili ufaklı koylar demek. Yolun bir tarafı mavinin her tonunu barındıran deniz, diğer tarafı dağ ve dünyada en sevdiğim ağaç olan zeytin ağaçları… Arabada da yol boyunca Yunanca şarkılar çalınca, keyif on numara.
karaburun_yol

 

 
İnsanlar Karaburun’a yollar virajlı diye gelmiyor ama ben sırf o yollardan tekrar geçmek için yine giderim. Tek eksiği, yol kenarlarına seyir teraslarının yapılmamış olması. Yollar biri gidiş biri geliş iki şeritli olduğu için arabayı durdurmak zor oluyor. Ben tabii buna rağmen durdum yine de sık sık.

KARABURUN’UN KÖYLERİ

Karaburun’un merkezi, nüfusundan da anlaşılabileceği gibi oldukça küçük. Öyle tarihi, turistik yerleri de çok fazla değil. İlçe merkezi, Foça’nın tam karşısında bulunuyor. Karaburun doğal güzelliği olan bir yarımada. Ege ruhunu buram buram hissedebileceğiniz bir yer. O yüzden en güzeli, atlayıp arabaya virajlı yarımadayı dolaşmak, köylere, plajlara uğramak…
Karaburun’un köylerinin hemen hepsi, sahilde değil dağ yamaçlarında kurulmuş. 18. yüzyıldan önce kurulanlar, korsan saldırılarından korunmak amacıyla denizden görülemeyecek şekilde, sonrasında kurulanlar ise denize bakacak şekilde kurulmuşlar. Ama bu köylerin hemen hepsinin, deniz seviyesinde, iskelesi olan bir koyları var. Köylerin birçoğunda, mübadele öncesinde Rumlar ve Türkler birlikte yaşıyormuş.
Karaburun’da köylüler o kadar sıcakkanlı ki, sizi köy sokaklarında dolaşırken görünce, mutlaka selam veriyorlar, “köyümüze hoş geldiniz” diyorlar. Bir de dikkatimi çeken şey, hemen hemen tüm köylerde, köy meydanında Atatürk büstünün olması oldu. Çok takdir ettim.
Yarımadanın, Foça’ta bakan doğu tarafında, Saip, Amberseki, Kösedere, İnecik ve Eğlenhoca köyleri var. Karaburun merkeze en yakın iki köy, Saip ve Amberseki. İkisi de, Karaburun’daki birçok köy gibi, dağ yamaçlarına kurulmuş, deniz manzaralı köyler. Saip’e sadece girip çıktık, dolaşmadık ama Amberseki’nin masmavi deniz manzaralı köy meydanındaki kahvede mola verdik. Buradaki Melisa Kahvaltı Evi, adı üstünde kahvaltısıyla ünlü. Ama biz akşam saati gittiğimiz için sadece çay içme niyetiyle gittik, gittik ama sahipleri o kadar cana yakın insanlar ki, bize yeni fırından çıkardıkları börekten ikram ettiler yanında zeytin, domates ve salatalığıyla birlikte. Akşam kahvaltısı yapmış olduk biz de ama nefisti. Gitmeden önce, kahvaltı nefis ama arısı çok demişlerdi. Doğruymuş. Ama çözüm de bulmuşlar. Kahve yakıyorlar, arılar yanınıza uğramıyor! 🙂
Saip ve Amberseki’den Mordağan yönüne doğru gidince, Karaburun’a 15 km, anayola da 4 km mesafedeki Kösedere köyüne geliyorsunuz. Burası benim Karaburun’da en sevdiğim köy oldu. Aralarında selvi ağaçları bulunan, zeytin ağaçlarıyla dolu bir yoldan geçilerek gidiliyor. Köyün nüfusu 356’ymış. Karaburun’un en büyük köylerinden birisi. Köy kahvesinde, muhtar azası Mustafa Bey ile tanıştık. Bize de köyü o gezdirdi sağolsun. Kösedere tam bir Ege köyü. İnsanlar çok sıcakkanlı, konuşkan. Mahalle kültürü devam ediyor.

 

Mutlaka gidilmesi gereken bir köy. Meydanda, tam yapım tarihinden emin olamadıkları bir de tarihi camisi var. Nedense diğer köylerdeki tarihi camilerle ilgili de durum aynı. Tam yapılış tarihlerinden kimse emin değil. Kösedere Köyü Camisi, taştan yapılmış ama üstüne kat kat sıva yapılmış. Mutlaka restore edilmesi lazım. Etrafında, çevreden buldukları antik sütün parçaları da var. Caminin İçi de çok güzel. Kültür ve Turizm Bakanlığı umarım Kösedere ve diğer köylerdeki tarihi camilere sahip çıkar, gerekli araştırmaları ve akabinde restorasyonları yapar aslına uygun olarak… 

 

Burası, caminin karşısında, kahvenin de bulunduğu köy meydanı. Kösedere’de, diğer köylerde olduğu gibi zeytinyağı da üretiliyormuş. Üstelik litresini sadece 7 TL’ye satıyorlar. Kavun da var, kilosu 2 TL’ye. Meydan etrafındaki esnaftan satın alabilirsiniz.
Köy meydanının yanındaki bakkalın hemen solunda, üzerinde tabelası bile bulunmayan bir berber var. Kadri Amca’nın berberi. 1934 doğumluymuş, yani tam 80 yaşında. Bu yaşında berberliğe hala devam ediyor. Dükkanı da oldukça nostaljik. Bu yaşta, böylesine dikkat gerektiren bir işi hala yapıyor ya, helal olsun. Sohbet ettik uzunca. “Bizim köyümüz çok medenidir, kadınlar erkekler düğünlerde birlikte dans ederler.” dedi. Diğer birçok Karaburunlu gibi, Karaburun’a yapılmakta olan duble yoldan şikayetçi. Yolun, buraların bozulmasına, zeytinliklerin de betonlaşmasına sebep olacağını düşünüyor. Ben de kendisiyle aynı fikirdeyim.

 

80 yaşındaki berber Kadri amca
Köyde gezinirken, tam buğdaylı peksimet pişiren 84 yaşındaki Şerife teyzeye de denk geldik. Çok tatlıydı. Bize peksimetin henüz yumuşak halini ikram etti. İnanılmaz lezzetliydi. Birkaç dilim yedim sanırım 🙂 Yaptıkları ekmekleri Karaburun’da pazarda satıyorlarmış.
Kösedere’de çok güzel tarihi taş binalar da var ama yıkılmak üzere hemen hepsi. Köylülerin, devletten biraz maddi desteğe ihtiyaçları var restore edilmesi için. Köyde, Cumhuriyet öncesi dönemden kalma tarihi bir okul varmış daha önce ama artık yıkılmak üzere olunca, kimseye zarar vermemesi için birkaç sene önce yıkmak zorunda kalmışlar. Çok üzücü…
Kösedere köyü muhtar azası Mustafa Bey bana köydeki binalarla ilgili bilgi verirken
Köydeki taş evlerden birisi
Fotoğrafta gördüğünüz bu sopanın bir anlamı var. Eğer birinin evine gittiyseniz ve bulamadıysanız, bu sopayı bırakıyormuşsunuz. Sonra ev sahibi gelince komşulara soruyormuş, komşular kimin geldiğini, ne için geldiğini söylüyorlarmış. Eğer düğün, dernek, doğum vs. önemli bir olay varsa, onu da haber veriyorlarmış.
Bu fotoğrafı ibret olsun diye koyuyorum. Bu, iki farklı bina gibi görünen bina, aslında tek bir ev. Tarihi taş bir ev. Ama miras sonucu kardeşler tarafından paylaşılmış. Sağ taraftaki yeşil yarısı, “Güzelim bir bina nasıl çirkinleştirilebilir?” sorusuna çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
Kösedere’ye giden yolun devamında, İnecik ve Eğlenhoca köyleri var. Eğlenhoca’ya gidemedik ama İnecek köyüne bayıldım. Taş evleri ve dar, çiçekli sokaklarıyla İtalyan köylerine benziyor. Mimari dokusunu koruyan bir köy. Yeni yapılan evler de, taştan yapılıyor. Eskiden bölgenin en kalabalık köyü iken, ekonomik sebeplerden kaynaklanan göç sebebiyle nüfus 100 civarına düşmüş. Köye, bakkal bile olmadığı için, market ürünleri, balık, meyve sebze arabayla geliyormuş. Halbuki hani birçok kişinin hayalinde sakin, sessiz bir Ege kasabasına, köyüne yerleşmek vardır ya, tam da bunu isteyeceğiniz bir yer.
İnsan böyle ahşap panjurlu evleri, bahçeleri, taş duvarlarını, kapısını, önünde duran sandalyesini görünce kendi kendine sormadan edemiyor “benim ne işim var büyük şehirde” diye…
Karaburun tatilinizin bir gününü, yarımadayı ring yapacak şekilde gezmeye ayırlmalısınız. Zira biz öyle yaptık, doğudan batıya yarımadayı geçip, kuzeyden tekrar merkeze döndük. Bu yol üzerinde sırasıyla yarımadanın tek dağ köyü Yaylaköy, Küçükbahçe, Salman, Parlak, terkedilmiş Rum köyü Sazak, Sarpıncık, Haseki, Yeniliman, Tepeboz ve Bozköy köyleri var. Bu taraftaki köylerin hemen hepsi, vakti zamanında Türkler ve Rumların ortak yaşantısına tanıklık etmiş.
Yol inanılmaz virajlı, tek şeritli ama bir o kadar da keyifliydi. Ben sanırım bir viraj manyağıyım. Millet böyle yollarda araba sürmeye korkarken, ben mest oluyorum. Bir yandan araba kullanıp bir yandan fotoğraf bile çekiyorum. Tabii ben yapıyorum diye siz yapmayın, tehlikeli, çok tehlikeli bir şey. Bu arada hatırlatmakta da fayda var, radyo pek çekmiyor bu yollarda. O yüzden yanınızda sevdiğiniz yol müzikleri olsun mutlaka.
Yarımadayı doğudan batıya geçerken bitki örtüsü de değişiyor. Yarımadanın doğusundan, Karaburun merkezden yukarı çıkarken başta zeytin ağaçları var tek tük. Sonra makiler geliyor. Akabinde çam ormanları, sonrasında çorak araziler. Aşağı inerken de tekrar, yeni ekilmiş zeytinlikler. En aşağıda da turunçgiller.
Köylerin hepsi çok şirin ama birçoğunda durmadık. Çok sayıda taş evin olduğu Parlakköyünde mola verdik. Köy kahvesini ararken, bir çınar ağacının altında, köy manzarasına nazır sohbet eden iki yaşlı amcaya denk geldik, biz de onlara katıldık. Selahattin amca 82, Mustafa amca 80 yaşındaymış. Selahattin amcanın annesi anlatıyormuş, eskiden köyün bir tarafı Rum’muş, diğer tarafı Türk. Rum tarafındaki taş evler, yıkık dökük halde duruyor hala. Genç nüfus İzmir’e göç etmiş hep. Şimdi 150 kişi civarıymış nüfus. Yazın da herkes sahile, Badembükü’ndeki evlerine iniyormuş. O yüzden köy kahvesi de kapanmış. Yarım saat sohbet ettik. Kışın gelin, mandalina yiyin dediler. Gümüldür mandalinasından bile güzelmiş.
Parlak köyünden devam edince, Sarpıncık ve Haseki köylerinin hemen ardından, Karaburun’un deniz kenarındaki tek köyü olan Yeniliman’a varılıyor. Tam bir balıkçı köyü. Köy kahvesi bile deniz kenarında. Mübadele öncesi neredeyse nüfusunun tamamı Rum’muş. Vedat Milör’ün yemeklerini tavsiye ettiği Lipsos Ata’nın Yeri de Yeniliman’da, gittik, gördük ama oturup yemek yemeye vaktimiz olmadı maalesef. Bir de nedense ben böyle fazla tavsiye edilen yerleri sevmiyorum. Başta iyi olsalar da böyle bir anda popüler olmalarının ardından, hem servis kalitesi, hem de yemeklerin lezzetinde düşüş oluyor.
 

KARABURUN’UN PLAJLARI

Karaburun doğal açıdan çok güzel, birbirinden güzel de koyları var ama maalesef turistik tesis açısınan yetersiz. Koylarda deniz muhteşem ama çoğunda plaj kısmı küçücük ve ilçe merkezi dışında organize bir plaj bulmak da çok zor. Halbuki ufak yatırımlarla, turkuaz mavi, pırıl pırıl denizi olan bu koylar, cazibe merkezleri haline getirilebilir.
İlçe merkezinde en popüler iki plaj, Mimoza ve Bodrum plajları. Mimoza’ya gidemedik ama Bodrum Plajı otelimizin hemen yanında olduğu için uğradık. Karaburun’un en organize plajı da burası zaten. Dolayısıyla en kalabalığı da burası. Denizi kalabalığa rağmen tertemiz. Şezlong, şemsiye kiralanabiliyor. Plajla arasında sadece küçük bir yol bulunan işletmeler sayesinde bira-midye keyfi yapmak için de çok müsait.

 

Bodrum Plajı’nda bulunan Paşa Cafe & Bar, kanımca bölgenin en iyi mekanı. Sadece gündüz plaj keyfi yaparken değil. Zira Karaburun’un adam akıllı tek gece mekanı da burası diyebiliriz. Müzikler on numara, içkiler, kokteyller güzel, yemekler lezzetli. Dünyanın farklı yerlerinden biralar içmek mümkün. Dönem dönem ünlü şarkıcılar konsere bile geliyor buraya. Bir de işletmecisi Mehmet’ten bahsetmem lazım. Çok kafa dengi, sıcakkanlı bir adam. Sohbetine de doyum olmuyor. Giderseniz, Mehmet’le ve eşiyle de tanışmadan dönmeyin derim.

 

Kösedere Köyü’nün sahilinde bulunan Boyabağı Koyu da turkuaz sularıyla insanı kendine çeken bir yer. İki yanı zeytin ağaçlarıyla dolu, tek arabanın sığacağı genişlikte toprak bir yoldan gidiliyor. Özellikle yukarıdan bakınca insanın bir an önce inip suya dalası geliyor. Tek dezavantajı, güneşlenmek isteyenler için plajının çok dar olması. Hatta plaj yok bile diyebiliriz. Direkt deniz başlıyor! 🙂 Denizin de ilk 2-3 metresi taş, ama sonrası kum. Çeşme’deki gibi hemen derinleşmiyor deniz.
Boyabağı Koyu’nda, Kösedere Köyü Derneği’ne ait Mavi İnci Kafe var bir de. Salaş ama çok samimi bir mekan. Masmavi deniz manzarası göz kamaştırıyor. Çok da uygun fiyatlı üstelik. Kalamar 10 TL, balık 12,5 TL, bira 5 TL sadece. Biz gittiğimizde kalmamıştı ama köftesi çok güzelmiş söylediklerine göre, aklınızda bulunsun.

 

 

 

Gittiğimiz bir başka koy, Karaburun’un kuzeyinde, Midilli’ye bakan, çok tevsiye edilenDolungaz Koyu oldu. Haritalarda yeri görünmüyor. Gitmeden önce sormanız lazım yolu. Anayoldan dönüş tabelası da küçücük. Yine toprak bir yoldan gidiliyor. Turkuaz, etrafı kayalık bir koy. Deniz tertemiz, serin. İnsan çıkmak istemiyor. Ama yine plaj kısmı kötü maalesef…
Parlak köyündeki amcaların tavsiyesi üzerine, köyün sahili Badembükü’ne indik. Sakız Adası’na bakan, büyük bir koy. Ama şansımıza deniz dalgalıydı, çok az kişi vardı plajda, o yüzden biz de girmedik. Onun yerine, Parlak Köyü’nün Badembükü’ndeki yazlık kahvesi olan Çınaraltı Kahvesi’ne gidip afiyetle gözleme yedik. Sadece 3 TL. Kahvede satılan organik köy domatesi ve ev yapımı makarnadan da satın aldık. Hatta domatesi gözlemenin yanına doğrayıp, hemen yedik! 🙂 Çok lezzetliydi.

KARABURUN’A NASIL GİDİLİR, NEREDE KALINIR?

İzmir’e bağlı Üçkuyular semtinden kalkan Karaburun midibüsleri vasıtasıyla ulaşım sağlanmaktadır. 2007 yılında başlayan Üçkuyular-Karaburun İskele seferleri 2008 yılında durdurulmuştur. 2009 yılı itibariyle Foça-Karaburun Saipaltı yazlık hafta sonu seferleri başlamıştır.
İzmir yolu üzerinde bulunan Seferihisar ilçesi üzerinden ara bağlantılarla, doğrudan Selçuk‘a geçiş mümkündür.
2013 yılında iyte mordoğan arasındaki yol yeni yapılmış ulaşım 56 km e düşürülmüştür . yolun Karaburun merkeze ulaştırılması çalışmaları devam etmektedir . İzmir büyükşehir belediyesi yeni aldığı katamaranlar ile Karşıyaka Karaburun arasında sefer düzenlemeyi planlamaktadır 
 
Kaynak : www.nereyekacsak.com

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

BENZER İÇERİKLER

FACEBOOKTA BİZ