İzmir'de hayat bekIenmez, kovaIanmaz da. O zaten sizinIe beraberdir. CemaI Süreya

İzmir Bornova’daki kılıçlı Zülal Tütüncü cinayetinde şok ifadeler…

 

Bornova ilçesinde, üniversite öğrencisi kız arkadaşı Zülal Tütüncü’yü (21) kılıçla öldüren Günhan Öztürk’ün (26) ‘kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı

Sanık psikolojik rahatsızlığı nedeniyle anlık bilinç kaybı yaşadığını öne sürerek, “Olay anını hatırlamıyorum. Kılıç üzerinde kan vardı, Zülal’i öldürmüş olabilirim” dedi.

İnönü Mahallesi Şehit Mustafa Caddesi’ndeki bir evde 18 Aralık 2017’de meydana gelen olayda, özel bir üniversitede Sanat ve Tasarım Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nde okuyan Günhan Öztürk ile Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi Zülal Tütüncü, bir barda eğlendi. İkili daha sonra Günhan Öztürk’ün evine gitti. Evde, Günhan Öztürk, babasına ait kılıcı genç kızın boynuna ve omzuna sapladı. Zülal Tütüncü olay yerinde yaşamını yitirirken, polisi arayan Öztürk teslim oldu. İfadesinde suçunu itiraf eden, ancak nedeni konusunda bilgi vermeyen Öztürk, sevk edildiği adliyede, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Günhan Öztürk hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı.

‘ÖLDÜRMÜŞ OLABİLİRİM’
İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına sanık Günhan Öztürk, öldürülen Zülal Tütüncü’nün annesi Bedriye Tütüncü, babası İsmail Tütüncü, tarafların avukatları, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Emine Şentüfekçi Tezcan, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri ve genç kızın üniversiteden arkadaşları katıldı. Duruşmada savunmasını yapan sanık Günhan Öztürk, psikolojik tedavi gördüğünü ve anlık bilinç kayıpları yaşadığını ileri sürerek şöyle dedi: “Olay günü evde alkol aldıktan sonra dışarıya çıkıp bir bara gittim. Orada da bir süre alkol aldım. Sonra Zülal geldi. Masama geldi, birlikte alkol aldık, sohbet ettik. Bir süre sonra arkadaşının yanına gideceğini söyleyerek yanımdan ayrıldı. Telefon numaralarımızı birbirimize verdik. Ayrıldıktan sonra mesajlaşmaya devam ettik. Ben de başka bir bara gittim ve orada da alkol almaya devem ettim. Sonra tekrar buluştuk. Bir marketten alkol alıp benim evime gittik. Evde müzik dinleyip, sohbet ettik ve alkol almaya devam ettik. Sonra uyuduk. Ben 5-6 yıldır psikolojik tedavi görüyorum. Heyecanlandığımda anlık bilinç kayıpları yaşıyorum. Uykulu vaziyette aşağı kata inip kılıç aldım. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde elimdeki kılıçla sokaktaydım. Kılıçta kan izleri vardı ve Zülal’i öldürmüş olabileceğimi düşündüm. Polisi arayıp cinayet işlemiş olabileceğimi söyledim. Bana inanmadılar. Evimin adresini verdim. Gidip baktılarında Zülal’in cesedini bulmuşlar. Sonra beni arayıp nerede olduğumu sordular. Yerimi söyledim, beni gelip aldılar.”

‘KILIÇ BABAMA VERİLEN BİR HEDİYEDİR’
Cinayette kullandığı büyük bıçağın babasına bir akrabası tarafından hediye olarak verildiğini iddia eden Öztürk, “Kılıcı kullanmayı daha önce planlamadım. Zaten kılıç babama akrabamız tarafından hediyedir. Kılıcı kullandığımı dahi hatırlamıyorum. Heyecanlandığım zaman anlık bilinç kayıpları yaşıyorum” diye konuştu.

‘SATANİST OLDUĞUMU MU SORUYORSUNUZ?’
Hakimin, cinayetin işlendiği tarihte sanığın saçlarının uzun olması ve küpe takmasından dolayı, “Ne tür müzikler dinliyorsunuz, sert müzik dinler misiniz, rockçı mısınız?” sorusuna sanık, “Satanist olduğumu mu soruyorsunuz?” diye cevap verdi.

Duruşmada söz alan Tütüncü Ailesi’nin avukatı, öldürülen genç kızın cüzdanından Günhan Öztürk’ün vesikalık fotoğrafının çıktığını söylemesi üzerine sanık fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu doğrulayıp, “Ben Zülal’e fotoğraf vermedim. O benden izinsiz olay zamanı almış olabilir” diye konuştu.

Mahkeme başkanı, sanığa, emniyette verdiği ifadede Zülal’i tartıştığı için öldürdüğünü anlattığı belirterek, şimdi ise neden olayı hatırlamadığını sordu. Sanık Öztürk, “Emniyette polislerden sıkıldığım için ve onlardan kurtulmak için, bana ‘Senin erkeklik gururunla mı oynadı? Kimseye söylemeyeceğiz’ tarzındaki sorularına kısaca ‘Evet’ şeklinde cevap verdim” dedi.

Duruşma savcısı da sanığa “Olayda bazı şeyleri çok net hatırlıyorsun ama nedense olay anını ve nedenini hatırlamıyorsun. Bunun sebebi nedir?” diye sordu. Sanık Günhan Öztürk de “Kullandığım ilaçların etkisinden olabilir” diye yanıt verdi.

‘SATANİST ÇİFT DENMESİNDEN HOŞLANIYORMUŞ’
Zülal Tütüncü’nün tanık olarak ifade veren sınıf arkadaşı İdil S., olay gecesi Tütüncü’nün kendisine uzun saçlı biriyle buluşacağı yönünde mesaj attığını söyleyerek, “Zülal’i 3 yıldır tanırım, sınıf arkadaşım olur. Kendisi bana uzun saçlı, metal müzik dinleyen erkeklerden hoşlandığını söylemişti. Olay gecesi bana, sabah ilk derse yetişemeyeceğini söyledi” dedi.

Zülal Tütüncü’nün bir başka sınıf arkadaşı Ezgi Y. ise arkadaşının satanist kişilikli erkeklerden hoşlandığını kendisine anlattığını belirtti. Bu konuşmadan rahatsız olduğunu söyleyen Ezgi Y., “Olaydan bir hafta önce kafede otururken, erkeklerden söz açıldığında bana metal ve satanist tarzda giyinen erkeklerden hoşlandığını, dışarıda böyle biriyle gezerken kendisine satanist çift denmesinden hoşlandığını söyledi. Bu konuşma bana inandırıcı gelmedi. Fakat rahatsız olduğum için bir daha kendisiyle görüşmedim” diye konuştu.

Ailenin avukatı ise sanığın savunmasının tamamen mahkemeyi yanıltmaya yönelik olduğunu belirtti. Duruşma savcısı sanığın cezai ehliyetinin olup olmadığının belirlenmesi için rapor alınmasına, tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.

Mahkeme başkanı, sanığın cezai ehliyetinin belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na sevk edilmesine, gözetim altında tutularak rapor hazırlanmasına, duruşmaya gelmeyen tanıkların bir sonraki celsede dinlenmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı erteledi.

‘EN BÜYÜK CEZAYI ALMASINI İSTİYORUZ’
Duruşma öncesinde açıklama yapan baba İsmail Tütüncü, “Biz adalet için buradayız ve sonuna kadar arkasındayız. Bu caninin en büyük cezayı almasını istiyoruz” dedi.

Anne Bedriye Tütüncü ise gözyaşlarını tutamadı ve konuşamadı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına açıklama yapan Sanem Deniz Kural ise “Zülal’i öldüren sanığa indirim uygulanmadan en ağır cezanın verilmesini istiyoruz” diye konuştu.

İzmir’de üniversite hastanelerinde yaşanan hemşire eksikliği patlak verdi

Türk Sağlık Sen İzmir Üniversiteler Şube Başkanı Yasemin Zengin, İzmir’deki üniversite hastanelerinde hemşire eksikliği nedeniyle servislerde ‘Yatak kapatma’ uygulamasına başlandığını açıkladı.

Türkiye’de görev yapan 153 bine yakın hemşirenin 12-18 Mayıs hemşireler haftasına mutlu giremediğini belirten Zengin, “Bu haftayı bayram havası içinde kutlamak onlar için hayal olmuştur. Sağlık hizmeti sunumunda en önemli katkıyı sağlayan hemşirelerimiz sorunlarla dolu bir hemşirelik haftasına daha girdiler. Çözümsüz kalan talepler, giderilmeyen personel ihtiyacı, iş yükü, mobing, baskı ve tehdit Üçüncü Basamak kurumlar olan üniversite hastanelerinde sağlık hizmeti sunan hemşirelerimizi tükenmişliğe ve umutsuzluğa sevk etmiştir. Yıllardır dile getirdiğimiz hemşirelerimizin eksik kadro ile çalışmasında dolayı artan iş yükü altında ezilmeleri, artan nöbetler, izin kullanamama nedeni ile artı mesai çalışmaları, buna paralel olarak aile ve sosyal hayatlarının yok olması ve hiçe sayılması göz ardı edilmiş, hemşirelerimizin sesine ve feryadına kulak verilmemiştir.Buna rağmen sağlık hizmeti sunan cefakar ve fedakar hemşirelerimiz gece gündüz ,bayram tatil demeden görevlerini en iyi şekilde icra etmeye devam etmişlerdir. Ailesinden, sosyal hayatından fedakarlıklar vererek, üstün bir özveri, hizmet ve güler yüzle sağlık ve şifa dağıtmaya çalışmışlardır. Bu kadar özveri ve fedakarca hizmet veren hemşirelerimizin haklarının ödenmesi mümkün dahi değildir. Bu sebeple hemşirelerimizin feryadına kulak verilmeli, talepleri ve sorunları ivedilikle giderilmelidir” dedi.

“Yürümeyen sağlık politikaları ve sistemi yönetilmeyen kurumlar, nedeni ile günümüzde gelinen noktada üniversite hastaneleri hemşire kadrosu alamadığı için yatak kapatma noktasına kadar gelmiş, bir çok birim hemşire eksikliği nedeni ile açılamamış, var olan klinikler ise eksik hemşire ile iş bitirmeye çalışmış, bu durum hemşirelerimizin iş yükü altında ezilmesine ve sağlıklarının bozulmasına neden olmuştur” diyen Zengin, “Yoğun Bakım üniteleri Sağlık Bakanlığı’nın yoğun bakım standartlarının çok çok üstünde hasta bakmakta, hemşire başına düşen hasta sayısı servislerde 30-60 hastaya ulaşırken 1. 2. 3. seviye yoğun bakımlarda ise kişi başına düşen hasta sayısı standartlarının üstüne çıkmıştır. Hemşirelerimiz hasta bakım merkezli değil, iş bitirme merkezli çalışmaktadır. Kurumlar var olan hemşire sayısını düşünmeden hizmet üretmeyi hedeflemekte, hemşirelerimizin üzerine görev tanımları dışında sayısız iş ve kırtasiye işi yüklenmektedir. Hemşirelerimiz bu kadar iş yükü mobing, baskı ve tehdit altında insanlıktan çıkmış ve adeta robotlaşarak iş bitirme çabasındadır. Keza Üniversite hastaneleri artan iş yükü ve hemşire yetersizliği çalışma koşullarının ağır olması sebebi ile tercih edilen kurumlar olmaktan çıkmıştır. Son yaptığımız anket çalışmasında % 70’ lere varan bir kesimin üniversite hastanelerinden başka kurumlarda çalışmayı tercih etmesi de buna en güzel örnektir.Tüm Sağlık çalışanları gibi hemşirelerimizin de artık sabrı taşmış ve çalışma hayatındaki sorunlar katlanılmaz bir hal almıştır. Taleplerin sürekli göz ardı edilmesi hemşirelerimizde derin bir üzüntüye neden olmaktadır. Ağır iş yükü, mobing ve şiddetin sürekli varlığını koruması ve ekonomik olarak sürekli geriye gidişin yaşanması nedeni ile hemşirelerimiz tükenmişlik sendromu yaşamaktadırlar” diye konuştu.

Türk Sağlık Sen olarak hemşirelerin daha iyi çalışma şartları sağlanması için mücadele ettiklerini belirten Zengin şunları söyledi : “Fedakarlık timsali devletin şifa ve şefkatin eli hemşire arkadaşlarımız en iyi çalışma şartlarında hizmet üretmeye layıktırlar. Onların verdikleri hizmetin ve alın terlerinin ve hak ettiklerinin verilmesi elzemdir. Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz; Gelin Üniversite Hastanesi hemşirelerimizin sesine kulak verin.

-Hemşire ihtiyacını ivedilikle giderin, hemşire planlamasını yeniden gözden geçirin, 3. Basamak sağlık hizmeti veren üniversite hastanelerinin hemşire kadro ihtiyacını %20 artırın.

-Üniversitelerin nakil, atama ve tayin yönetmeliği olmaması nedeni ile eşinin ailesinin yanına gidemeyen çalışanlarımız zor anlar yaşamaktadır.

‘‘Yüksek Öğretim Kurumları Yer Değiştirme Tayin ve Nakil Yönetmeliğini ivedilikle çıkartın. Her yıl Yüksek Öğretim Kurumları arasında yer değiştirme ve tayinler için kontenjan açın. Kurumlar arası nakillerde ‘‘muvafakat’’ işlemlerinde keyfi uygulamalara son verin, 3 yıllık hizmet yılı esası getirin.

– Fiili hizmeti bir an önce hayata geçirin,

– Ek göstergeleri 3600’ e çıkarın.

– Nöbet ücretlerini artırın, maaşları emeklilikte rahat yaşayabilecek bir seviyeye getirin.

– Hemşire giyinme ve dinlenme odalarını hak edilen insani şartlara uygun bir şekilde düzenleyin.

-Zamanların ve hayatlarının büyük bir bölümünü nöbet tutarak geçiren hemşirelerimizin nöbet sayılarını azaltmak için çözümler üretin yada hak ettikleri nöbet ücretini verin.

– Artı mesai çalıştırmaktan vazgeçin, hemşirelerimizin aile ve sosyal hayatlarını göz ardı etmeyin, izin ve dinlenme ihtiyaçlarını karşılayın.

– Mobinge, baskıya, şiddete uğramalarına izin vermeyin.

– Onlarsız sağlık hizmeti yürümeyeceğini göz ardı etmeyin, bu nedenle döner sermaye ek ödemelerini hak ettikleri üst limitten ödeyin.

– Sağlık sorunlarını görmezden gelmeyin ve hemşirelerinizi dinleyin, amir olarak mobing ve baskı uygulamayın.

Unutmayın hemşirelerimiz sağlıklı ise sağlık hizmeti sunumunu en iyi şekilde verirler bu durumda kurum lehine olacaktır.Bu temennilerle hemşirelerimizin adil, insani bir çalışma koşulunda hizmet sunması ve hak ettikleri mali, özlük ve sosyal haklara bir an önce kavuşmaları dileği ile tüm hemşirelerimizin 12-18 Mayıs Hemşirelik Haftasını kutluyor, çalışma hayatında kolaylıklar diliyorum.” (ED Ajans)

İngiliz Büyükelçi’den İzmir Tanımı: Türkiye’nin Barcelona’sı

İngiltere’nin yeni Ankara Büyükelçisi Dominick Chillcott, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu ziyaret etti. İzmir’i Barcelona’ya benzeten konuk diplomat, Atatürk hayranlığını ve İzmir Marşı sevgisini de anlattı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Ocak ayında göreve başlayan İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Dominick Chillcott’u makamında ağırladı. Ziyarette Chillcott’a Konsolos Liz Moriarity, Muavin Konsolos Gill Karataş ve İngiltere İzmir Konsolosluğu Yetkilisi Deniz Kıymaz da eşlik etti.

İzmir’i “Türkiye’nin Barcelona’sı” olarak tanımlayan konuk Büyükelçi, “Barcelona, tüm yıl boyunca hem kültürel hem turizm açısından aktif bir şehir. Ama bana kalırsa İzmir, konum ve güzellik olarak Barcelona’dan daha avantajlı bir kent” şeklinde konuştu.

İzmir’in potansiyelinin çok daha fazla olduğunu söyleyen Başkan Kocaoğlu ise “14 sene önce göreve geldiğimizde, işe ‘kentimizi nasıl kalkındıracağız’ sorusuyla başladık. Bu doğrultuda çalışmalar yaptık. Orada gördük ki, asıl sıçramamız hizmet sektörü ve turizmde olacak. Gerçekten de İzmir, yılın 12 ayında turist alacak bir şehir” dedi.

Ziyaret sonrasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık girişinde yer alan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı balmumundan Atatürk heykelini de inceleyen Dominick Chillcott, bu büyük lidere duyduğu hayranlığı dile getirdi. Chillcott, Türkçe’de en sevdiği parçalardan birinin İzmir Marşı olduğunu da sözlerine ekledi.

İzmir’de aile kavgası dehşeti

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde, M.O.; aralarında husumet olduğu öğrenilen eniştesi, kız kardeşi, eniştesinin kız kardeşi ve 1 yaşındaki yeğenini tabancayla vurdu. Hastaneye kaldırılan yaralılardan S.Y. (42), yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

Olay, dün akşam saatlerinde Ulucak Mahallesi’ndeki bir işyerinde meydana geldi. Aralarında husumet olduğu öğrenilen M.O., eniştesi S.Y.’nin iş yerine giderek tabancayla ateş açtı. Olayda S.Y. ile eşi R.Y., 1 yaşındaki kızı M.Y. ve S.Y.’nin kız kardeşi H.K. yaralandı. Silah seslerini duyan çevredekilerin bildirmesi üzerine gelen sağlık ekipleri yaralıları ambulanslarla Kemalpaşa Devlet Hastanesi’ne kaldırdı. Burada tedaviye alınan yaralılardan S.Y. yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamazken, eşi R.Y. ile 1 yaşındaki kızı M.Y., Ege Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi.

Öte yandan polis, olayın ardından kaçan M.O.’yu yakalamak için çalışma başlattı.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor. (DHA)

94 yıllık oksijen deposu

İzmir Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı Ağaçlandırma ve Toprak Muhafaza Şefliği bünyesinde İzmir’in Karşıyaka İlçesi’nde beton blokların arasında toplam 17 bin metre karelik alanda hizmet veren Orman Fidanlığı adeta yeşil bir vadi gibi.

1924 Yılında Atatürk’ün talimatları ile kurulan Karşıyaka Orman Fidanlığı nerdeyse Cumhuriyetle yaşıt devasa bir oksijen deposu …  

Fidanlık içinde 300 den fazla bitki türü bulunduğunu belirten İzmir Orman İşletme Müdürü Erdal Şahan; Karşıyaka Orman Fidanlığının  1924 yılından bu yana ağaçlandırma sahalarının yanı sıra Kamu ve Özel Sektörün park bahçe tanziminde kullanılabilecek her türde boylu, formlu fidan taleplerini istenilen miktarlarda karşıladığını söyledi . Fidanlığın her gün özellikle anaokulu ve ilkokul çağındaki öğrenci ve  öğretmenlerinden oluşan yüzlerce ziyaretçisi olduğunu belirten Orman İşletme Müdürü Erdal Şahan çocukların ormanların tohumdan fidana , fidandan ağaca olan öyküsünü dokunarak görerek burada öğrendiklerini, orman sevgisi ve bilincinin aşılanmasına büyük faydası olduğunu söyledi. Kapılarının hafta içi mesai saatlerinde ve  cumartesi günleri de öğleye kadar ağaca ve ormana sevdalı olan , bitki ve ağaç türleri konusunda merakı olan, öğrenmek isteyen 7’den 77 ye tüm vatandaşlara açık olduğunu belirten İzmir Orman İşletme Müdürü Erdal Şahan burada ücretsiz olarak orman mühendisleri tarafından bitki ve ağaç türleri hakkında eğitimler verildiğini, cd , afiş , broşürler dağıtıldığını da sözlerine ekledi.

94 Yıldır beton bloklar arasında Devletin himayesinde  vatandaşlara hizmet veren Karşıyaka Orman Fidanlığı içinde çeşitli boy ve yaşta ibreli-yapraklı ağaç, çalı, yer örtücü ve iç mekân bitkilerinden oluşan 300 tür bulunmakta bunlardan bazıları:  İğne yapraklılardan; limoni servi, leylandiler, himalaya sediri, fıstık çamı, kara servi, mavi servi, mavi ladin, ardıç. Yapraklı ağaçlardan; mimoza, y.karabiber, gravilla, fenix, palmiye, bodur ve çin palmiyesi, çınar, demir ağacı, iğde, akçaağaç, tespih ağacı, kıbrıs akasyası, yalancı akasya, manolya, süs çalılarından; gül, abelya, kartopu, vangelya, dağ muşmulası, berberis, pitosporum. leylak, zakkum, boddur akasya, ada mercanı kokulu, gül, japon gülü, yer örtücülerden; ajuka, gazanya, sedum, serastiyum, buz çiçeği,yabani menekşe sarmaşıklardan ; acem borusu, bodur acem borusu, beyaz yasemin, hanımeli, sarmaşık güller,orman sarmaşıkları, iç mekan bitkilerinde arokarya, benjamin ve şeflore  en çok talep gören fidanlar türleri.

Anıt, Selda Bağcan konseri ile açıldı…

Karşıyaka Belediyesi, Anneler Günü’nü Selda Bağcan konseri ile kutladı. Yenilenen Anayasa Meydanı’nda; Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı önünde gerçekleşen konseri yaklaşık 20 bin kişi izledi. Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar “Kente değer katan tüm hizmetler gibi Anıtımızı da halkımıza sunuyoruz. İzmir’e hayırlı olsun” dedi.

Anneler Günü’nü anlamlı etkinliklerle kutlayan Karşıyaka Belediyesi, usta Sanatçı Selda Bağcan’ın konserine ev sahipliği yaptı. Karşıyaka Belediyesi tarafından yenilenen Anayasa Meydanı’nda; Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın ön tarafında gerçekleştirilen konser büyük coşkuya sahne oldu. Alanı dolduran 20 bine yakın Karşıyakalı, Selda Bağcan’ın şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti.

Konser öncesinde vatandaşlara Türk Bayrakları, Anıt hatıra tişörtleri ve anahtarlıkları dağıtıldı. Baştan sona yenilenen Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı da vatandaşların büyük beğenisini kazandı. Selda Bağcan yaklaşık 3 saat sahnede kaldı. Konser sonunda İzmir Marşı söylendi. Konser öncesinde, Anıt’ın yapım aşamasını anlatan bir de film gösterildi.

Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar “4 yıldır, ayağında ayakkabısı olmayan çocuğun rızkını savunarak görev yapıyorum, kamunun hakkını koruyorum. 4 yılda mülkiye müfettişi görmeyen bir belediyeyiz. Ağır baskı ortamında, korkmadan yürüyoruz. Kentler meydanlarıyla ve simgeleriyle anılır. Zaman içerisinde yıpranan ve onarılamaz hale gelen Anıtımızı baştan sona yeniledik ve bu anlamlı günde, bu özel konserle halkımıza sunduk. Kente değer katan tüm hizmetler gibi Anıtımız da bu farkını gösterecek. Tüm İzmir’e hayırlı olsun” dedi.

Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Zübeyde Ana’yı ziyaret etti

Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, Anneler Günü’nde, Zübeyde Hanım’ın Karşıyaka’daki anıt mezarını ziyaret etti.
İnce’yi Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar ve eşi Zehra Akpınar, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, İlçe Başkanı Uğur Yıldırım, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun eşi Türkegül Kocaoğlu, milletvekilleri, belediye başkanları, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve yüzlerce Karşıyakalı karşıladı. Alkışlar eşliğinde alana giren Muharrem İnce, Zübeyde Hanım’ın kabrine çelenk ve karanfiller bıraktı. İnce’ye, anneler de eşlik etti.

Konuşmasına Neşet Ertaş’ın “Kadın insandır, biz insanoğlu” sözleriyle başlayan Muharrem İnce “Bugün Yalova’da anamın yanında olamadım. Kurucumuz, kurtarıcımız Atatürk’ün ve hepimizin anası Zübeyde Hanım’ın huzuruna gelip, O’nun gününü kutlamak ve bir Fatiha okumak istedim. Bu ülkenin evlatlarının güzel yaşaması için önümüzde bir süreç var, bunu iyi değerlendireceğiz. Bu süreçte bir kadınlarımıza bir de gençlerimize çok güveniyorum. Büyük İzmir mitinginde tekrar buluşmak dileğiyle, Anneler Günü’nü kutluyorum” dedi.

Başkan Akpınar da “Bu anlamlı günde bir arada olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Başta Zübeyde Annemiz olmak üzere; beni dünyaya getiren annemin, bana iki çocuk bağışlayan eşimin ve yüreğinde annelik duygusunu taşıyan tüm kadınların Anneler Günü kutlu olsun. Bugün bir müjde de vermek istiyorum. Babalar Günü’nde, Ali Rıza Efendi Parkı ve Büstü’nü hep birlikte açacağız. Karşıyakamızın vefasını bir kez daha göstereceğiz” diye konuştu.

İzmir’de 17 yaşındaki kızın cinsel istismar…

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde, 17 yaşındaki B.Y.’ye cinsel istismarda bulunduğu öne sürdüğü babası S.Y. hakkında ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Baba S.Y., ilk duruşmada tutuklandı

Kemalpaşa’da yaşayan S.Y. ile eşi B.Y., 2017 Aralık ayında kızları B.Y.’nin okulu çıkışı eve dönmemesi üzerine jandarmaya giderek, kayıp başvurusunda bulundu. B.Y. bir gün sonra, ekipler tarafından bulundu. Jandarmadaki ifadesinde babasının kendisine cinsel istismarda bulunduğu ve artık dayanamadığı için evden kaçtığını söylemesi üzerine soruşturma başlatıldı.

5-6 KEZ İSTİSMARDA BULUNMUŞ

Jandarmada pedagog eşliğinde ifadesi alınan B.Y., ilk olarak 2016 yılında Ürkmez sahilinde denize girdiklerinde babasının sarıldığını, o anda anlamadığını, 10 gün sonra evde tekrar istismarda bulununca, denizde de taciz edildiğini anladığını belirtti. İfadesinde babasının kendisine telefondan zorla videolar izlettiğini öne süren B.Y., 1 yıl boyunca babasının 5- 6 kez istismarda bulunduğunu, bu olayların kendi rızası dışında olduğunu anlattı. B.Y.’nin ifadesinin ardından sorguya alınan baba S.Y. ise kızının sürekli evden kaçtığını ve kendisine iftira attığını öne sürdü.

Jandarmadaki işlemlerinin ardından serbest bırakılan S.Y. hakkında, ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına tutuksuz sanık S.Y., anne B.Y., Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekili avukat Müjgan Bilgen Özen ve tarafların avukatları katıldı. Mağdur B.Y. ise Adli Görüşme Odası’nda hazır bulundu.

“İDDİALAR DOĞRU DEĞİL”

Duruşmada savunmasını yapan sanık S.Y., kızının psikolojik sorunları nedeniyle bir süre tedavi gördüğünü söyleyerek, “Kızım daha önce 3 kez evden kaçtı. Psikolojik sorunları nedeniyle 7-8 kez psikoloğa gittik. Daha sonra ‘Baba bunlar bir şey bilmiyor, gitmemize gerek yok’ diyerek bir daha gitmeyi kabul etmedi. Denizde cinsel istismarda bulunduğum yönündeki iddiaları doğru değil. Biz denize tüm aile gideriz. Evde de herhangi bir istismarım olmadı. Evde birbirimize el şakası yaparız. Biz birbirimizle çocuk gibi yaklaşırız. Bunlar şakadan ibarettir” dedi.

Anne B.Y. ise “Kızımın psikolojik tedavi gördüğü doğrudur. En son evden kaçtığında emniyette bana kızımın cinsel istismara uğrayıp uğramadığını sordular. İfadeden sonra dışarı çıkınca eşim cinsel hayatımızla ilgili soru sorulup sorulmadığını sordu. O an bende tereddüt oluştu. Kızım bana olanları anlatınca eşimden ayrılmaya karar verdim” dedi.

Duruşma savcısı, sanığın ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan cezalandırılmasını ve tutuklanmasını talep etti. Mahkeme heyeti sanık S.Y.’nin tutuklanmasına karar verip, duruşmayı erteledi.

Kaf Kaf’tan kritik vergi hamlesi

Karşıyaka’da Başkan Turgay Büyükkarcı ve Başkan Vekili Gökhan Şensan, kulübün geçmiş dönemde bozulan vergi yapılandırmasıyla ilgili İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı’nı ziyaret etti

Kaf-Kaf, yeni çıkan torba yasa kapsamında gelen aftan yararlanıp hem vergi hem de 2014 yılında düzenlenen yapılandırılması geçen yıl bozulan Sosyal Güvenlik Kurumu borçlarını yeniden taksitlendirmek istiyor. Yeşil-kırmızılılarda eski yönetimin yönlendirme hatası nedeniyle Çiğli Vergi Dairesi’nin, kulüp gelirlerinden vergi yapılandırmasına mahsuben 2021 yılına kadar önceden tahsilat yaptığı ortaya çıkmıştı.

PERŞEMBEYE KADAR 300 BİN GELMEZSE DÜŞECEK

Spor Toto gelirlerinden otomatik olarak kesilen bu para diğer alacaklı kurumlara yönlendirilmediği için SGK anlaşması bozulmuş, Yamanlar Vergi Dairesi ve Karşıyaka Vergi Dairesi’ne geçmiş ve güncel borç ödenemediğinden kulübe faiz yükü binmişti. Çiğli Vergi Dairesi’ne 1.8 milyon TL erken ödemesi bulunan Karşıyaka, bu parayı diğer vergi dairelerine yönlendirip ardından borçlarını yeniden taksitlendirmeyi talep ediyor. Eski futbolcularından Banahene’ye perşembe gününe kadar yaklaşık 300 bin TL ödemediği takdirde FIFA tarafından amatör kümeye düşürelecek Kaf-Kaf’a 1912 Karşıyaka Derneği, 5 bin TL’lik katkı sağlama sözü verdi.

İzmir Bornova’da bir adam bıçaklanarak hayatını kaybetti

 

 

İzmir Bornova’da Hayati İmer, oğlunu öldüren Mert Ulaş’ın babası Nuri Ulaş’ı sokak ortasında bıçaklayarak öldürdü.

İzmir’in Bornova ilçesinde Hayati İmer, oğlu Gökhan’ı tabancayla vurarak öldüren Mert Ulaş’ın babası Nuri Ulaş’ı (53), bıçaklayarak öldürdü.

Olay, bugün saat 12.00 sıralarında Küçükpark yakınlarındaki bir akaryakıt istasyonunun önünde meydana geldi. Hayati İmer, 35 HB 3959 plakalı kamyonetiyle giderken, geçen yıl şubat ayında kız meselesi nedeniyle oğlu Gökhan İmer’i (32) tabancayla vurarak öldürüp, cezaevine giren Mert Ulaş’ın (28) babası Nuri Ulaş’ı fark etti. Kamyoneti durduran Hayati İmer, yanındaki bıçağı çekip Nuri Ulaş’a saldırdı. Vücuduna defalarca bıçak darbesi alan Nuri Ulaş, kanlar içerisinde yere yığıldı. Hayati İmer, taksiye kaçarken, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekibinin yaptığı kontrolde, Nuri Ulaş’ın yaşamını yitirdiği belirledi.

Polis, Hayati İmer’i yakalamak için çalışma başlattı. Hayati İmer’in kaçarken bindiği taksinin şoförü, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Şoförün, “‘Bana, bunun oğlu benim oğlumu öldürdü, ben de bunu öldürdüm’ dedi. Heyecanlı ve paniklemiş gözüküyordu” dediği öğrenildi.