Type: Status

İzmir Balçova’da havuzda gizli çekim skandalı!

İzmir Balçova’da havuza giren 15 yaşındaki kız çocuğunun gizlice fotoğrafını çektiği iddia edilen şahıslar, fark edilmeleri üzerine darp edilirken, Buca’da da bir erkek çocuğunun anne ve kızının fotoğraflarını gizlice çektiği anlar bir başka kişi tarafından cep telefonuyla kaydedildi.

İzmir’de yaşanan iki ayrı olay, tacizin geldiği noktayı gözler önüne serdi. İlk olayda, Balçova’da havuza giren 15 yaşındaki kız çocuğu, iddiaya göre Suriyeli olduğu ifade edilen bir şahıs tarafından gizlice fotoğraflandı. Durumu fark eden çocuk, havuzun görevlisi olduğu tahmin edilen kişiye şikayette bulundu. Şahıs bunun üzerine görevli tarafından darp edildi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, görevli önce kız çocuğuna olayın nasıl gerçekleştiğini soruyor, ardından olayı inkar eden şahsa kafa atıyor.

İzmir’in Buca ilçesinde yaşanan diğer olayda ise; bir spotçuda çalıştığı belirtilen Suriyeli bir erkek çocuğu, sırtları dönük bir kız çocuğu ve annesinin fotoğraflarını gizlice çekerken bir vatandaşın cep telefonu kamerasıyla kaydediliyor.

Alkol fiyatlarında turizimcilere özel ÖTV indirimi yapılsın önerisi

Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, vergi ve alkollü içki fiyatlarındaki artışın, rakip ülkelere karşı Türk turizmcisinin elini zayıflattığını söyledi. İşler, bakanlık belgeli tesisler ile belirlenecek oranda turist getiren ve döviz kazandıran tesislere, alkollü içkilerde ÖTV indirimi getirilmesini önerdi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Haziran ayı enflasyonunu açıklaması ve 6 aylık enflasyon rakamlarının belirlenmesiyle birlikte alkollü içkilerden alınacak ÖTV oranları da bellli oldu. Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, Üretici Fiyat Endeksi’ndeki (ÜFE) son 6 aylık değişimin ortalamasını göz önünde bulundurarak alkollü içeçeklerin ÖTV artışını yüzde 15.5 olarak belirledi. Vergileme sistemi alkol oranına göre hesaplanan içki fiyatlarına, ÖTV artışı nedeniyle bu yıl ikinci kez zam yapılması gündeme geldi. ÖTV’nin enflasyon oranında artışına paralel, alkollü içki fiyatlarının 6 ayda bir zam gördüğünü belirten TÜROFED Başkan Yardımcısı ve Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler, içki fiyatlarındaki artışın ‘her şey dahil’ sistemiyle hizmet veren turistik tesislerin maliyetlerini artırdığını söyledi. Tatil için Türkiye’yi tercih eden turistlerin alkol tüketim alışkanlıklarına dikkat çeken İşler, şu görüşleri dile getirdi:

“Döviz kurundaki artışın getirdiği avantajlı durumu, maliyetleri etkileyen vergi ve fiyat artışıyla kaybediyoruz. ÖTV artışıyla birlikte her şeye zam geliyor. Piyasalar enflasyonun etkisini daha çok hissediyor. İçki fiyatlarındaki artışla birlikte diğer maliyetlerimiz de artıyor. Bu durum, Avrupa pazarındaki rakip ülkeler karşısında ekonomik ve kaliteli tatil imkanı sunan tesislerimizi zora sokuyor, rekabet şansımızı ortadan kaldırıyor. Turizm gelirlerinde düşüşe neden olmanın yanında vergi kaybına da yol açıyor.”

Türkiye’nin uluslararası turizm platformunda kaçak alkollü içki üretilen ülke olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Mehmet İşler, istek ve önerilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Ülke ekonomisine döviz girdisi ve yan sektörlerle birlikte ciddi katkılar sağlayan, katma değer ve istihdam yaratan turizm sektörünün üzerindeki yük, rekabet etmeyi zorlaştırıyor. Özellikle yabancı turistlerin alkol tüketim alışkanlıklarının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Türkiye’nin imajını zedeleyen, turizm sektörünün dış pazarlarda rekabet etme gücünü zayıflatan, toplum ve halk sağlığını tehdit eden bu konunun çözümü için vergi uygulamaları gözden geçirilebilir. En azından, bakanlık belgeli tesisler ile belirlenecek oranda turist getiren ve belli miktarın üzerinde döviz kazandıran tesislere alkollü içkilerde ÖTV indirimi getirilebilir.”

ÖTV ve fiyat artışlarının maliyetlerdeki artış nedeniyle sektörel açıdan bir handikap oluşturduğunu, başta halk sağlığı olmak üzere başka sorunlara da yol açtığını savunan Mehmet İşler, şöyle konuştu:

“Vergi ve fiyat artışları bazı alkollü içkilerin kaçak üretimini ve kayıt dışı satışını artırıyor. Evlerde üretimi, merdivenaltı üretimi artıran, hatta körükleyen bir durumla karşı karşıyayız. Üretim kontrol edilemez bir alana kayarken, kaçak üretim toplum sağlığını tehdit eder boyuta ulaşıyor. İnsanlar evde içki üretip birbirlerine ikram ediyor. Türkiye’de alkol tüketimin azaldığını gösteren istatistikler bizi aldatmasın. İnsanlar alkolden uzaklaşmıyor, merdivenaltı üretime yöneliyor. Düzensiz, sağlıksız, disiplinsiz ve kontrol edilemeyen üretim tarzı artarsa bu da uluslararası alanda Türkiye’nin imajını zedeler.”

İzmir’de iki arkadaşın korkunç sonu!

İzmir’in Konak ilçesinde, hızlı girdiği iddia edilen virajda kontrolden çıkıp devrilen motosikletteki Habip Dağal (40) ve Zafer Çelik (42), hayatını kaybetti.

Kaza, bugün saat 04.30 sıralarında Mustafa Kemal Sahil Bulvarı Güzelyalı Semti yakınlarında meydana geldi. Konak’tan Balçova yönüne giden Habip Dağal yönetimindeki 26 BC 694 plakalı motosiklet, virajı alamayarak yol kenarındaki kaldırıma çarpıp devrildi. Kazada, Dağal ve yanındaki Zafer Çelik, yaklaşık 100 metre sürüklenerek tramvay yoluna düştü. Sahilde balık tutan vatandaşlar, polis ve sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine gelen sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Dağal ve Çelik’in hayatını kaybettiği belirlendi.

Çelik ve Dağal’ın cesedi, olay yerinde yapılan incelemelerin ardından otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.

Büyükkarcı, Akpınar’a meydan okudu!

TFF 3. Lig’de mücadele edeceği yeni sezon öncesi 9 futbolcuyla sözleşme yeniledikten sonra takımın tecrübeli aslarından kaptan Mustafa Aşan’la anlaşan Karşıyaka, Tayfun Pektürk’ü de takımda tuttu. Öte yandan Karşıyaka’da sezon öncesi futbolda tarihte görülmemiş bir rekor olan 5 bin kombine satmayı hedefleyen yönetim kampanya başlattı.Yönetimin tam kadro yer aldığı kampanya için hazırlanan videoda Büyükkarcı, Akpınar’a, “Biz yönetim olarak 1000 tane futbol kombinesi aldık. Sen kaç bin tane alıyorsun. Sana meydan okuyorum” diye seslendi.

Geçen sezondan kalan alacağında 100 bin TL indirim yapan yıldız sol kanat oyuncusuyla 2 yıllığına yeniden anlaşıldı. Yeşil-kırmızılılarda geçen hafta el sıkışılan Mustafa da 1 yıllık resmi imzayı attı. Kaf-Kaf’ın iki ası 1 Temmuz’da antrenmanlara başlayacak. Kariyerinde Süper Lig’de Başakşehir forması da giyen gurbetçi Tayfun 3 yıldır Karşıyaka’da oynuyor.

“AKPINAR’A ÇAĞRI VAR”

Karşıyaka’da sezon öncesi futbolda tarihte görülmemiş bir rekor olan 5 bin kombine satmayı hedefleyen yönetim kampanya başlattı. Hafta başında yönetim olarak 1000 adet kombine alarak kampanyanın startını veren yöneticiler, taraftarı sosyal medyada, “Ben kombinemi aldım peki ya sen” konulu videolarla birbirlerine çağrı yapmaya davet etti. Karşıyaka yönetimi ve Başkan Turgay Büyükkarcı ilk meydan okumayı Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’a yaptı.

Yönetimin tam kadro yer aldığı kampanya için hazırlanan videoda Büyükkarcı, Akpınar’a, “Biz yönetim olarak 1000 tane futbol kombinesi aldık. Sen kaç bin tane alıyorsun. Sana meydan okuyorum” diye seslendi. Akpınar’dan çağrıyla ilgili yanıt ve meydan okuma videosu bekleniyor. Son haftalarda kadroda kalan 12 futbolcunun tüm alacaklarını kapatan, takımın FIFA’dan ceza almaması için eski yabancılardan Banahene ve Ofoedu’ya borçları ödeyip güncel vergi borçlarını yatıran yönetim, sezon öncesi gelir sağlamak için kombine kampanyasına güveniyor.

Bir ağaç gibi tek ve hür bir orman gibi kardeşçesine…

İzmir’deki muhteşem mitingi izlediniz.
İki milyondan fazla insan katılmasına rağmen, izdiham olmadı.
İtiş kakış olmadı.
Kalabalıkta dalgalanma olmadı.
Arka taraftan yüklenen olmadığı için, ön tarafta sıkışan olmadı.
Büyüklerin arasında ezilme tehlikesi yaşayıp, korkudan ağlayan çocuk olmadı.
Kimsenin ayağına bile basılmadı.

*

Şairin dediği gibi…
Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesineydi.

*

Niye biliyor musunuz?
Çünkü o mitinge katılan insanlar, kırmızı ışıkta duran insanlar.
Kurallara uyan, geçmek için yeşil yanmasını bekleyen insanlar.
Kendi özgürlüğünü alabildiğine kullanırken, başkasının özgürlük sınırını aşmayan, başkasına rahatsızlık vermeyen insanlar.

*

“Hukuk” böyle bir şeydir.

*

Etnik köken, mezhep, kadın-erkek, zengin-yoksul gözetmeden, farklı farklı insanların huzur içinde birarada durabilme imkanıdır.

*

Kanun, hukuk değildir.
Bu nedenle birbirimizi kırıp dökmeden güzel güzel görüştüğümüz kişileri tarif ederken, “onunla kanunumuz var” denmez, “onunla eskiye dayanan hukukumuz var” denir.

*

Bakın, İzmir mitingini izlediniz…
Ben size miting sonrasının fotoğraflarını vereyim.
Kadın-erkek, genç-yaşlı, ellerinde poşetler, belediyenin temizlik ekiplerine gerek bırakmadan, Gündoğdu meydanı’nda, Kordon’da biriken pet şişe gibi ıvır zıvır çöpleri, izmaritleri topladılar.
Büyükşehir belediyesi miting öncesinde vatandaşlara 50 bin çöp poşeti dağıttı, hiç kimse “bana ne” demedi,

*

Hukuk, medeniyettir.

*

“Benden sonrası tufan” demeyen insanlar onlar.
“Benden sonrakiler ne hali varsa görsün” demeyen insanlar onlar.
Tam tersine…
Kendisinden sonrakileri düşünen insanlar.

*

İzmirliyim, elbette onur duyuyorum ama, inanın bu meselenin İzmirli olmakla alakası yok.
Bu satırların yazıldığı dakikalarda mesela, Chp’nin Ankara’da mitingi olacak, adım gibi eminim aynı olacak. Yarın İstanbul’da miting olacak, hiç şüphesiz aynı olacak.

*

İzmir’de Türk Bayrağı bandanasıyla çöp toplarken gördüğünüz o prensesimiz, Trabzon’da Van’da Edirne’de Hatay’da yaşayan, Türkiye uygar bir ülke olsun diye dertlenen insanlarımızla aynı ruhu taşıyor.
Mustafa Kemal tişörtleriyle yerlerde izmarit toplarken gördüğünüz o İzmirliler, Malatya’da Samsun’da Adana’da Kayseri’de yaşayan, Türkiye çağdaş bir ülke olsun diye çırpınan insanlarımızla aynı şuuru paylaşıyor.

*

O inanılmaz kalabalığa rağmen, bir tek çiçeğin bile dalı kırılmadı, yaprağı koparılmadı. Çünkü o İzmirliler, Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan, şehirlerimiz betonlaşmasın, ormanlarımıza kıyılmasın, ağaç kesilmesin diye dertlenen insanlarımızla aynı duyguyu paylaşıyor.

*

Bu vandallık,
Bu vasatlık,
Bu banallik,
Bu sakillik,
Bu ilkellik yetti artık.
Sırtı sıvazlanan lümpen küstahlığından bıktık usandık.

*

Hukuk istiyoruz… Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşamak istiyoruz.

Yılmaz Özdil

İzmirli memur cinayete kurban gitti

İzmir’in Ödemiş ilçesinde, cezaevinde görevli sağlık memuru Serdar Kaya (41), otomobilinde başından av tüfeğiyle vurularak öldürülmüş bulundu. Jandarma, Kaya’ya ateş eden kişinin yakalanması için çalışma başlattı.

Bugün saat 07.30 sıralarında, Ödemiş- Birgi karayolunun 3’üncü kilometresindeki sapaktan 100 metre ilerdeki bağ yolunda, otomobilin içerisinde kanlar içinde bir kişi olduğu farkeden motosikletli kurye, durumu jandarmaya bildirdi. Olay yerine gelen jandarma ekipleri, 35 ZLB 43 plakalı otomobilin sürücü koltuğundaki, başından av tüfeğiyle vurularak öldürülen kişinin Kaymakçı Mahallesi’ndeki Ödemiş T Tipi Cezaevi’nde çalışan sağlık memuru Serdar Kaya olduğunu belirledi. Jandarmanın yaptığı incelemede, dışarıdan yakın mesafeden av tüfeğiyle ateş edildiği, saçmalardan bazılarının otomobilin kaportasına bazılarının da açık olan camdan girerek Kaya’nın başına isabet ettiği anlaşıldı. Evli ve 2 çocuk babası Kaya’nın yaklaşık 7-8 saat önce öldürüldüğü sanılırken, cesedi, jandarma ve savcının olay yerindeki incelemelerinin ardından Ödemiş Devlet Hastanesi Morgu’na kaldırıldı.

Jandarma, Kaya’ya av tüfeğiyle ateş eden kişinin tespit edilip yakalanması için çalışma başlattı. (Faruk ÇARK/DHA)

İzmir’de 5 günlük hava durumu tahmini

İzmir’de kavuran hafta sonunun ardından kentliler, haftaya yağış sürprizi ile başladı. Sıcak havaya rağmen sabah saatlerinde kendini hissettiren yağışın, öğlenden sonra da bir süreliğine gözükeceği tahmin edilirken, haftanın diğer günlerinde yurdu terk edeceği tahmin ediliyor.

İşte İzmir’de 5 günlük hava durumu tahmini raporu:

Başkan Aziz Kocaoğlu adaylık sorusuna cevap verdi

İZMİR Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Uzun Yıllardır İzmir Büyükşehir belediye başkanlığını yürüten ve “14 yıl Başbakan Binali Yıldırım ile çok güzel çalışmalar yaptık” diyen Aziz Kocaoğlu “Aday mısınız, ne zaman kararınızı açıklayacaksınız” sorusuna “2 dönem daha buradayız. Kızdım, gitmiyorum” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, basın mensupları ile bir araya geldi. AK Partili bazı kişilerin İzmir Tramvayı konusuna takıldıklarını söyleyen Kocaoğlu, “Şuanda tramvay konusuna takılmış durumda bazı arkadaşlar. Bunun başını AK Parti İzmir İl Başkanı Aydın Şengül çekiyor. Diyor ki ‘Kamuoyu yoklaması yapılsa, tramvaydan memnun olanların sayısı 5-10’u geçmez. Tramvay trafiği alt üst etti’ gibi yorumlarda bulundu. Burada söylenecek bir şey yok. Tramvayın kullanımı, kente getirdiği katkı, daha otobüsler çekilmediği için bir süreç yaşanıyor. Sanıyorum 130-140 civarında otobüs bu hattan çekilecek. Çekildiği zaman hem trafik daha da rahatlayacak hem de tramvaydan memnun olmama konusunda biz şikayet almıyoruz. Tramvay yatırımı hem sağlıklı taşıma, zamanında taşıma, hem konfor hem karbon salınımı, kente kattığı estetik ile İzmir’e farklı bir boyut getirdiğine inanıyoruz” diye konuştu.

‘MESLEK ODALARI BİZİM ARKA BAHÇEMİZ OLMADI’

Körfez Geçişi Projesi’ne dair de Büyükşehir Belediyesi’nin eleştirildiğini anımsatan Kocaoğlu, Aydın Şengül’ün kendisinin projeye karşı olduğu yönündeki sözlerini şöyle değerlendirdi:

“Projeye karşı olduğumuz, hatta biraz daha ileri giderek odaların bizim arka bahçemiz olduğu, yönünde bir açıklaması var. Bizim hiç arka bahçemiz olmadı. Odalar hiç olmadı. Odalar biliyorsunuz AK Parti’nin projeleri kadar bizim projelerimize de dava açıyor. Zaten arka bahçe de olmasın, gerek yok. Odaların açtığı davalardan biz de bilgileniyoruz. Zaman zaman bunlar farklı boyutlara varabiliyor. Kente de zarar verebiliyor. Ama bizim bir şikayetimiz yok. Biz çalışmalarımıza devam ediyoruz ama odalar hiçbir zaman, 14 yıldır bizim arka bahçemiz olmadı. O arka bahçe konusu kimin konusuysa o işi daha iyi bilir.”

‘BU SEÇİM ARİFESİNDE NE AMAÇLA YAPILIYOR BİLMİYORUM’

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin; Menderes ve Aliağa’da yaptığı yol ve kaldırım gibi çalışmaların ilçe belediyeleri tarafından engellendiğini söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, en son Menderes’te yaptıkları yol çalışmalarının, ilçe belediyesi tarafından engellediğini hatırlatarak, “Bizim yapmamız gereken, bizim sorumluluğumuzda olan cadde ve bulvarlarda bizim çalışmalarımız engelleniyor. Bu seçim arifesinde ne amaçla yapılıyor bilmiyorum. Şunu biliyorum 30 ilçede hiçbir belediye başkanımız, biz de büyükşehir belediye başkanlığı olarak sorumluluğumuzda olan işleri bitirmedik. Biz çok yoğun bir yol düzenlemesi, parke taşı, kaldırım, asfalt çalışması yapıyoruz. Ona rağmen, biz de bitirmedik, ilçe belediyelerimiz kendi sorumluluk alanındaki sokaklarda falan bizden daha az performans göstermiş durumda. Bunu parti ayrımı yapmadan söylüyorum. Bizim sorumlu olduğumuz alana giriyor ve bizim o alana girmemizi engelliyor. Biri ‘Ben gireceğim’ diyor, başka biri de ‘Ben buraya sizleri sokmam’ diye bir şey yapıyor. Biz gerekli tutanakları tuttuk. İzmir Valiliği’ne durumu bildirdik. İzmir Valilik makamından çözüm bekliyoruz” diye konuştu.

‘VALİLİK ÇÖZÜM BULMAZSA ÇALIŞMA YAPILMAYACAK’

İlçelerin bu yöndeki tavırlarına karşı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yapacağı bir şeyin olmadığını ifade eden Kocaoğlu, İzmir Valiliği’nin ‘Tamam burası sizin sorumluluğunuzda, buyurun çalışın’ demesi halinde kolluk kuvvetleri ile beraber çalışacaklarını söyledi. Valiliğin bu yönde bir tavır sergilememesi halinde ise sıkıntı yaşadıkları ilçelerde çalışma yapmayacaklarını açıklayan Aziz Kocaoğlu, şöyle konuştu:

“30 ilçede belediye başkanları, meclis üyeleri, muhtarlarla toplantı yaptım. İlçe başkanlarını da çağırdım. Sonbaharda merkez ilçelerde toplantı yaptım, ilk baharda da diğer ilçelerde yaptık. Bir tek Menderes Belediye Başkanı kendi ilçesinde yapılan toplantıya katılmadı. Oraya gidiyoruz, muhtarlarla toplanacağız, kendi beldesinin sorunlarını görüşeceğiz. Bu tür davranışlar, belediye başkanları arasında ve büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri arasında olmaması gereken bir şey. Nasıl bir ruh hali içerisinde, nasıl bir telaş içerisinde, nasıl bir değerlendirme yapıyor, o konuda ben yorumu hem Menderes halkına, hem Aliağa halkına hem de İzmir kamuoyuna, İzmirli hemşerilerime bırakmak durumundayım. Çünkü bir yerden sonra seviyeyi korumak zorundayız.”

‘İKİ DÖNEM DAHA BURADAYIM’

Kocaoğlu, 24 Haziran’dan sonra İzmir’in sorunlarının çözüleceğine inanıyor musunuz, sorusuna şu yanıtı verdi:

“Bu kentin sorunlarının çözüleceğine inanıyor musunuz deyince Muharrem İnce ve CHP’nin iktidar olacağına inanıyor musunuz sorusu ortaya çıkıyor. İnanıyorum, çünkü bizim işlerimiz başka türlü çözülmez. Koalisyon iktidarı olursa, Muharrem İnce de cumhurbaşkanı olursa; ama bizim istediklerimiz de yapılmazsa, biz de gider memleketimize, köyümüze yerleşiriz. Dışarıya da çıkmayız. Başka çare yok. Hiçbir iktidardan hakkım olmayan şeyi istemem. Bugüne kadar hiç kimseden de istemedim. Zaten istemesini bilen bir adam da değilim. Varsa vermesini biliyorum. Yoksa yok kardeşim, olsa dükkan senin diyorum” dedi.

Başkan Kocaoğlu, “Aday mısınız, ne zaman kararını açıklayacaksınız” sorusuna ise gülerek “2 dönem daha buradayız. Kızdım, gitmiyorum” yanıtını verdi.

‘KIRSALIN KALKINMASINA ÖNEM VERDİK’

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin belediyecilik anlayışının kentin kalkınmasına, yerelde kalkınmaya dönük olduğunu kaydeden Kocaoğlu, belediye hizmetlerinin dışında ‘Ya senin farkın ne kardeşim’ denildiği zaman bunu detaylandırmanın da mümkün olduğunu söyledi. Aziz Kocaoğlu, “Ama esas iki kelime ile söylersek biz ekonomik kalkınma ile birlikte kenti yönetmeye çalışıyoruz. Yaptığımız yatırımlarda, yapacağımız yatırımlarda, stratejik planlarımızı belirlerken, çalışmalarımızı yaparken, kente ve kentliye faydasını, hayat standardını, gelir düzeyini, yaşam kalitesini nasıl arttırırız diye bakarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sürdürmeye de devam ediyoruz. Bu belirgin bir farklılığımız. Bunun dışında, Türkiye belediyeciliğine, büyükşehir belediyeciliğine getirdiğimiz çok farklı yenilikler var. Bunlardan biri tarıma verdiğimiz destek, kırsala verdiğimiz destek. Kırsalın kalkınması. Biz buna 12 sene önce başladık. Bugün artık herkes kırsal tarımdan bahseder oldu. Ama biz, İzmir tarımını, hayvancılığını Türkiye’nin kat be kat üstünde büyüttük. Bir model olduk” dedi.

KENTSEL DÖNÜŞÜM MODELİNİ ANLATTI

Kentsel dönüşümde birçok çalışma yaptıklarını vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, uyguladıkları modelin Türkiye’ye örnek olduğunu dile getirdi. Yerinde, yüzde yüz uzlaşma ile belediyenin, hem mal sahiplerine karşı hem müteahhitlere karşı muhattap olduğunun altını çizen Kocaoğlu, şunları söyledi:

“Bizim modelimiz tuttu. Herkesin memnun olduğu, kimsenin mağdur edilmediği bir model sürdürüyoruz. Bu modelin bir özelliği daha var. O da o kara parçasında, insanların yıllardır oturduğu, evi olan tapusu olan insanların, müteahhidin ihalede verdiği, ihalede aldığı bedelin dışındaki ne kadar katma değer varsa, piyasa ağzı ile rant varsa, hepsi orada yaşayan insanların. Buradan da belediye şunu kazansın, hükümet bunu kazansın, falan efendi şunu kazansın diye bir şey yok. Bir de bizim yaptığımız kentsel dönüşümde paraya ihtiyaç yok. Zaten bizim öyle bir para harcama yetkimiz de yok. Türkiye’ye örnek bir model olarak gidiyor. Kentsel dönüşüm çok kolay.”

‘HEYELAN BÖLGESİNE KONUT YAPMAK MAHSURLU’

AK Parti İzmir Milletvekili Atilla Kaya ile AK Parti İzmir milletvekili adayı Bilal Doğan’ın, Büyükşehir Belediyesi’nin dönüşümü yapamadığı yönündeki açıklamalarını hatırlatan Kocaoğlu, şöyle konuştu:

“5’inci sırada olan Bilal Doğan arkadaşımız inşallah seçilir. Kentsel dönüşüm konusunda ‘Yapamıyor, yapamadı’ diyorlar. Bizim yaptığımız kentsel dönüşüm bu. Onlar 541 hektarlık alanı kentsel dönüşüm alanı olarak ilan ettiler ama bir metre kare bina yıkmadılar. Ne yaptılar? Kocaman bir heyelan bölgesi vardı orada. Heyelan bölgesinde inşaat yapılamaz kısıtı vardır. Bunu tedbirli alana, tedbir alınarak kullanılabilir alana çevirerek yeniden jeolojik etüt yaptırarak çevirdiler ve boş araziye ihaleye çıkıp, İller Bankası’nı da ortak alıp ortak vererek ne yaptılar bilmiyoruz. İhaleye çıktılar, onlar bir boş araziye, site yapıyorlar ve onu satıyorlar, bu kentsel dönüşüm değil. İstanbul’daki örnekleri de hepiniz takip ediyorsunuz, onlar da kentsel dönüşüm değil. Bizim yaptığımız Türkiye’ye örnek olan model, bazı büyükşehir belediye başkanlarının benimsediklerini görüyoruz. Ancak o heyelan bölgesinde konut yapmak son derece mahsurlu. İnşaat mühendislerinde ve inşaatçılarda son dönemde ‘Biz heyelan bölgesine de yaparız, denizin ortasına da yaparız, fay hattının üstüne de yaparız. Bunun hesabını yaparız, zemini iyileştiririz, kazığını ona göre çakarız’ tarzında bir mantık sözkonusu. Bina yapılmayacak, inşaat yapılmayacak yer yok. O zaman kısıtlı alan da yok, gibi bir görüş ortaya çıktı. Bunu daha çok mühendisler dile getiriyor. Bu doğru, tedbir alarak yapılabilir ama her şeyin bir maliyeti var. Orada o tedbiri alacak maliyetin yapılıp yapılmadığı da ayrı bir konu. Burası Japonya değil. Türkiye gibi bir yerde heyelan bölgesi, fay hattı üzerinde, denizin ortasında bina yapmanın ne kadar doğru olduğu da artık kamuoyunun takdirine bırakılması gerekir.”

‘MİNİBÜSLER SİSTEME ENTEGRE OLUYOR’

İzmir’de minibüslerin de toplu taşıma sistemine dahil edilmesi için gerekli olan yasal düzenlemelerin yapıldığını hatırlatan Aziz Kocaoğlu, yeni düzenlemenin detaylarını açıkladı. Yapılan yasal düzenleme için hükümete teşekkür eden Kocaoğlu, şöyle dedi:

“Ulaşımda farklı bir çalışma yaptık. Orada da hem hükümet temsilcilerine hem bütün partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Plan Bütçe Komisyonu Başkanı ve üyelerine çok teşekkür ediyorum. O karar çıktı, yasalaştı. Şimdi, bütün toplu ulaşım yapan kişileri de, minibüsleri, otobüsleri hepsini bünyemizde toplayacağız. Ortaya çıkan şey de şu ücretsiz taşınan yolcuların ücretleri belediye tarafından toplu taşıma yapacak firmaya vermesi yetkisidir. Zaten Seferihisar’da pilot bölge olarak çalışmaya başlamıştık. Şimdi arkadaşlarımız bütün kenti iyice pişirip projeyi gerçekleştirecekler. Garajı biz işleteceğiz. Parayı biz toplayacağız, gittiği kadar ödeyecek. Sabah alkol kontrolünden, kıyafet kontrolüne geçecek. Herkes aynı kıyafeti kullanacak, arabalar standart olacak. Her tarafta nasıl Konak’taki, Bornova’daki insanlar sistemden yararlanıyorsa, tüm İzmirli hemşerilerimiz sistemden, bedava ulaşımdan yaralanacak.”

‘RAMAZAN GÜNÜ ORUÇ AĞZIYLA HİÇ YAKIŞMAZ’

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kuş Cenneti’ne yatırım yapmadığı konusuna da değinen Aziz Kocaoğlu, şöyle dedi:

“Kendileri yine enteresan şeyler söylemiş. Menemen’de Sol Sahil Sulama Birliği’nden sürekli su aldık. Her sene, kayıtları var. Parasını da kuş birliği ödedi. Her sene ihtiyaç kadar sol sahilden kuş cennetine su götürdük, ispatlı. Dereden çektik, tepeden getirdik değil. Sol sahilden aldığımız suların faturası ve ödediğimiz paraların makbuzları var. Sonra doğal malzemeyle 22 kilometre yol yaptık. Homa Dalyanı yolu yırtılmıştı. Yolu yoktu. Homa Dalyanı’na yol yaptık. Bunlar ciddi maliyetli işler. Homa Dalyanı yoluna 7-8 sene önce 8-10 milyonluk malzeme çektik. Flamingo Adası’nı yaptık. Gezi yollunu yaptık. Bakımını, korunmasını gelişmesini yaptık. Böyle bir suçlamayı kabul etmemiz mümkün değil. Hazıra konan birisi varsa, bu emeğin karşısında teşekkür etmeyen, istismar eden birisi varsa o da Orman ve Su İşleri Bakanlığı’dır. Yapılan iş doğru değildir. Sayın bakan ‘İzmir’e para gönderiyoruz, nereye gittiği belli değil’ dedi. Paraların nereye gittiğinin belli olup olmaması muhasebe kayıtlarında var. Burası devlet kurumu. Ne Veysel Hoca’nın cebi ne Aziz Kocaoğlu’nun cebi. Burası kurum. Buranın kayıt sistemi var. Müfettişler gelir, Sayıştay her sene gelir. Şu anda da burada. Paranın nereye gittiğini inceler. Bir bakan böyle bir değerlendirme yapamaz. Hele hele Ramazan günü oruç ağzıyla hiç yakışmaz. Bizim yalancı olup olmadığımızı herkes bilir. O, Sayın Bakanın işi değildir. Yalancılıkla suçlanacak insan değiliz. Gerektiğinde her cevabı da veririz.”

‘PARASINI ALDIĞI BARAJDAN SU VERMEMEK KİMSENİN HAKKI DEĞİLDİR’

Veysel Eroğlu’nun, İzmir’in susuzluk sorununun Gördes Barajı ile çözüldüğü yönündeki açıklamasına da yanıt veren Kocaoğlu, şunları söyledi:

“Gördes Barajı benden de AKP iktidarından da önce İzmir’in su ihtiyacını karşılamak için bir protokol çerçevesinde hazırlanmıştı. Biten yerleri var ve 2010 yılında parasının ödenmesi isteniyor. Biz ödüyoruz ama en sonunda dedik ki biz bu işle uğraşmayalım 30 sene ödememiz lazım. Bir 40-50 milyon ödedik, bir 40-50 milyon da arada kalmış, onu da geri kalan 20 yılın üzerine koyalım, ödeyelim. O para kısmı ayrı. Zaten barajın parasını da ödüyoruz. Baraj su tutmuyor. Baraj boşaltıldı. Bize su verilmedi. Barajda kaçak var. Barajın maksimum kapasitesi 450 milyon metreküp. Optimum kapasitesi yani su alacak kapasitesi 120 milyon metreküp. Baraj 45 milyon metreküp su dolduğunda altta, savaklar açılıyor, daha fazla su tutulamıyor. 450 milyon maksimum kapasitenin 45 milyonu tutulabiliyor. Hiç kullanılmayacak olanı 15 milyon metreküp. Yani şu an 30 milyon metreküp su verebilirler. Bize taahhütleri 58 milyon metreküp. Ve 116 milyon metreküp, tarıma verecekleri de yine 58 milyon metreküp. Barajın deliği kapanamadı. Biz bunu Sayın Bakanımız gelip de bunun konuşuncaya kadar basınla paylaşmadık. Başından beri biliyoruz. O barajın yapılması, o deliğin kapatılması lazım. 115 kilometre, Gördes Barajı’ndan Belkahve arıtmaya kadar bir hat var. Bu hat yapıldı, bitti, kağıt üzerinde. Bu hattı onlar da kabul etmişler. Bu hat bize devredilecek. Biz hatta baktığımız zaman birçok eksikler görüyoruz. Birçok hatalar görüyoruz. Bu şekilde bu hattı devralamayız diyoruz. Pompa istasyonunda, hatta problemler var. Bugüne kadar bu hattan bize su verip, biz Belkahve’de yeni yaptığımız arıtmayı deneyemedik. Orada hala müteahhit duruyor. Biteli bir buçuk sene oldu. Deneyip de teslim alamıyoruz. Bunlar su veremiyor. Hatayı, eksikleri tamamlayamıyorlar. Çünkü eksik kabul yapmışlar, duyduğumuza göre. Böyle bir dev problemle karşı karşıyayız. ‘Niye su vermedin’ dediğimizde de ‘Tahtalı’da su var’ diyor. Tahtalı’da suyun olması ayrı bir şey, olmaması ayrı bir şey. Gördes’ten sen 2010 yılından beri şakır şakır parasını aldığın suyu bana ver. Ben Sarıkız’dan Göksu’dan, Menemen Acil’den, Halkapınar’dan elektrikle su çekiyorum. Onları düşürürüm. Gördes’teki suyu kullanırım. Zaten parasını veriyorum. Tabi yalan söylememek gerekir. Yalan söylememek gerektiğinde de, ben buradan su veremiyorum, böyle bir şey var, Tahtalı’da su olduğu için Gördes’ten su vermiyorum demek, parasını aldığı barajdan su vermemek kimsenin hakkı değildir. Devlette, kurumlar arasında böyle bir ilişki olamaz. Hadi ya senin orada, Tahtalı’da suyun var, ben sana bu suyu vermiyorum, denilmez. Benim Tahtalı’da suyum var. Doluluk oranına göre seneye saklarım. Tahtalı’daki barajı, Gördes Barajı, kuyular, hepsini dengeli bir şekilde çalıştırırım. Öbür seneye öteleyerek giderim. Her gün oradan çekip, diğerlerini durdurup bir damla su göndermiyorum ben Tahtalı’dan. Sen suyu tutamadığın için dereye akıtıyorsun. ‘Tarıma veriyorum’ diye bir laf var. Tarıma su yazın lazım olur. Yağmur yağarken, seller akarken, Arap kızları camdan bakarken su lazım değil tarıma. Sen barajda suyu tutamıyorsun. DSİ, İSKİ genel müdürlüğü yaptın, uzun süredir de bakanlık yapıyorsun. Bunlar olacak iş mi? Bunu akıl mantık alıyor mu? Benim orada hakkım var. İZSU ile toplantı yaptık. Parayı devlete veriyoruz. Biz bu barajın parası konusunda, ödedi, ödemedi, su aldı, almıyordu diye ortalığı şey yapmayalım. Nasıl olsa biz borcu ödeyeceğiz. Senede 9-10 milyon civarında para ödüyoruz. Diğer o arada kalanları da üzerine koyalım diye bir sözlü mutabakat, sanıyorum onun protokolü de yakında gelecek imzalayacağız, verelim de Gördes Barajı’ndaki hak hakkımız kaybolmasın. İki şey var. Hem hatta hem barajda ya sayın bakana doğru bilgi verilmiyor yahut da bunu biliyor ki ‘Tahtalı’da su varken niye vereyim’ dediğinden bildiği anlaşılıyor. Böyle bir şeyler oluyor, bitiyor, gidiyor.”

’12 İLE 13 MİLYAR LİRA ARASINDA YATIRIM VAR’

Bakan Veysel Eroğlu’nun İzmir’e 77 milyar Türk lirası yatırım yaptıkları yönündeki açıklamalarına da değinen Kocaoğlu, “Devlet en çok ne üretir, biliyor musunuz? Devlet en çok kağıt, evrak üretir. Devlet bir yazıyı 80 yere yazar. Şu belediyenin içinde o müdürlükten bu müdürlüğe, o daire başkanlığından bu daire başkanlığına, ESHOT’a, şuraya buraya yazılar yazılır. Devlet çarkını düşünün. Bu aynı zamanda devletin kontrol sistemidir. Burada birisi kötü niyetle herhangi bir dosyanın Büyükşehir’deki bütün evraklarını topladı. O evrakın bir tanesi ya DSİ’de ya valilikte, ya çevre il müdürlüğünde ya bakanlıkta mutlaka çıkar. Onun için bir devlet adamının, bürokrasiden ya da bakanlıktan gelen adam ‘İzmir’e 77 milyarlık yatırım yaptık’ diyemez. Yatırım ‘at da at’a geldi. Bir bakan geliyor 24 milyar diyor. Bir bakan geliyor 35 milyar diyor. Bir bakan geliyor en son bomba patladı 77 milyar diyor. Yahu bunun altı belli üstü belli. 12 ile 13 milyar arasında yatırım var. 77’yi şöyle sayıyorsa; biz geldiğimizden bu tarafa İzmir’e valinin maaşından, polisin bilmem nesine, DSİ’den bilmem nereye bütün bürokrasinin maaşını sayıyorsa ona bir şey diyemem. Ama yatırım rakamları 77 milyar diyorlarsa, Maliye Bakanlığı, Devlet İstatistik Enstitüsü, Kalkınma Bakanlığı hiçbir şey bilmiyor ve bu işten bihaber demektir. Çünkü hiçbirinde bu rakam gözükmüyor. Bu çok uçuk bir rakam. Benim maaşım belediyenin yatırımı mı? Yatırım yapılan fiili şeylerdir” dedi.

‘BİZE SATAŞARAK OLMAZ’

Milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidildiğini hatırlatan Aziz Kocaoğlu, bu seçimlerin yerel seçim olmadığına dikkat çekerek Adalet ve Kalkınma Partisi’nden il başkanı ve 4-5 milletvekili adayının sürekli kendisi ve Büyükşehir Belediyesi ile ilgili açıklamalar yaptığını belirtti ve “Yerel seçim ise tamam. Bizim üzerimizden siyaseti götürmeye çalışıyorlar. Bizi ne kadar eleştirirlerse o kadar oy devşirebileceklerini sanıyorlar. Bu ne derece doğrudur? Yerelin görevi farklı, yerelin yapacağı işler, projeler farklı. Bugün cumhurbaşkanı ve milletvekilleri seçiliyor. Onların yapacağı işler farklı, bunları konuşun. Şikayetçi değilim ama bize sataşarak olmaz. Yaptığımız iş ortada, yatırımlarımız ortada. ‘Ne yaptı ki’ diyor, ‘Vizyonu yok’ diyor. Bu vizyon dediğiniz şey artık neyse. 4 sene milletvekilliği yaptın, senin vizyonun neydi göremedik. Atilla Kaya’nın vizyonunun ne olduğunu da göremedik ama Bilal Doğan’ın vizyonunun ne olduğunu meclisten biliyoruz. sas işlerine, genel siyasete dönsünler. Doğrusu da budur. Seçimden sonra yerel siyaset zaten başlar. Yoksa genel siyaseti gözden çıkardılar da yerelin hazırlığını mı yapıyorlar” dedi.

14 YIL BİNALİ YILDIRIMLA ÇOK GÜZEL İŞLER YAPTIK

Başbakan Binali Yıldırım’dan randevu talep ettiğini ancak bir türlü o talebe dönüş yapılmadığını belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, artık o işten vazgeçtiklerini söyledi. Başbakan Binali Yıldırım ile 14 yıl boyunca çok güzel çalışmalar yaptıklarını kaydeden Kocaoğlu, açıklamasının devamında şunları söyledi:

“Beraber yarıştık. İlk defa başbakan olması gerektiğini ben söyledim. 2014 yerel seçimlerinde yarıştık. Hemşerilerimiz bize teveccüh gösterdi. Ama ona göstermediler. İyi ki de göstermediler, ondan sonra gitti başbakan oldu. Onun lehine oldu. Biz hala belediye başkanıyız. Gerçi başbakanlığı da gitti. Son dönemde İzmir’deki projelerimizi hızlandırmıyor ama. O kadar vapur aldık, bağlamak için iskele izni istiyoruz, alamadık. Para pul değil, sadece imza istiyoruz. Buca Metrosu Ankara’da onay bekliyor. Şu anda Kalkınma Bakanlığı’nda. Kredi görüşmeleri sürüyor, ihalesine çıkıp yapımına başlayacağız. Neden böyle olduk bilmiyorum.”

‘ATİLLA KAYA VE BAZI BELEDİYE BAŞKANLARI YAPTI’

8 Eylül’de 2017’de, İZBAN’ın Selçuk İstasyonu açılışı sırasında bir grup tarafından yuhalan ve sahneden inen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, o olaya dair ‘komplo’ ifadesini kullanırken, ilk kez de açık açık isim vererek konuştu. Kocaoğlu, şöyle dedi:

“Selçuk’ta yaşanan olayda benim zerre kadar kabahatim yok. O komployu bana yaptılar ama Binali Bey’in başında patladı. Onun zararı Binali Yıldırım’a oldu. Bu komployu kimlerin yaptığını da biliyoruz. Orada ortak projemizi açıyorsun, belediye başkanını yuhalatıyorsun, konuşturmuyorsun. Kim yaptı bunu? Atilla Kaya ve oradaki birkaç belediye başkanı bunu organize etti. Toplama amigoları getirdiler ve bunu dizayn ettiler. Orada Binali Bey de, milletvekilleri de, üçe bakan da kalkıp buna engel olabilirlerdi. Bu memlekette CHP’liler de İzmir Enternasyonal Fuarı’nın açılışında Bakan Nihat Ergün’ü yuhaladı. Fuar İzmir’in açılışında vali yardımcısı yuhalandı. Orada yine benim bir tavrım oldu. Devlet adamlığı ayrı bir şey. Mevkii ile devlet adamı olunmaz. Duruşla olunur. Fuarda benim genel başkanım vardı, onun gözünün içine baka baka söyledim. Nihat Bey’den defalarca özür diledim. Beni yuhalattılar da ne oldu? Söyleyeceğimi söyledim. Adam olacaksınız dedim? Evet, bu memlekette adam olmaya ihtiyaç var. Mevkii, makam, para, pul, bunların hepsi gelip geçici. Adam olmamız lazım.”

İZBAN çarpan lise öğrencisi hayatını kaybetti

İzmir’in Karabağlar ilçesinde, İZBAN durağına kaçak giriş yaptığı ileri sürülen lise son sınıf öğrencisi Berkay Çiftçi (18), trenin çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Çiftçi’nin 2 gün sonra mezuniyet töreni olduğu öğrenildi.

Olay, sabah saatlerinde, İZBAN Semt Garajı Durağı yakınlarında meydana geldi. Özel okulda lise son sınıf öğrencisi olan Berkay Çiftçi, iddiaya göre, Sarnıç ilçesindeki okuluna gitmek için İZBAN durağına kaçak giriş yaptı. Demir çitleri aşan Çiftçi’ye, İzmir- Tire seferini yapan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) treni çarptı. Olayı görenlerin ihbarı üzerine gelen sağlık ekipleri, Çiftçi’nin yaşamını yitirdiğini belirledi. Acı haberi duyunca, kazanın olduğu yere gelen Çiftçi’nin babası ve sınıf arkadaşları, uzun süre gözyaşı döktü. Berkay Çiftçi’nin cenazesi, savcının incelemesinin ardından otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu’nun morguna götürüldü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

2 GÜN SONRA MEZUN OLACAKTI

Öte yandan Berkay Çiftçi’nin, 2 gün sonra lise mezuniyeti töreninin olduğu öğrenildi. Çiftçi’nin sınıf arkadaşları, daha önce biri elektrik çarpması, diğeri kanser hastalığı nedeniyle 2 arkadaşlarının daha öldüğünü söyledi. (Davut CAN/DHA)

Bakanlığın kanserle ilgili gizlediği raporu yayımlayan Şık’a soruşturma

Türkiye’de kansere yol açan gıdaları açıklayan Bülent Şık hakkında soruşturma başlatıldı

Sağlık Bakanlığı’nın gizlediği kanser raporu sonuçlarını kamuoyu ile paylaşan Bülent Şık hakkında, bakanlığın şikayeti üzerine “göreve ilişkin sırrın açıklanması, yasaklanan bilgilerin açıklanması” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturmaya konu olan “yasaklanan bilgiler” ise Türkiye’deki pek çok gıdanın kanserojen madde içerdiğini, içme sularının zehirli olduğunu ortaya koyan araştırma sonuçları

Bülent Şık’ın Cumhuriyet’te yayımladığı, Türkiye’de kanser eden ürünleri anlattığı yazı dizisi nedeniyle Sağlık Bakanlığı’nın şikayeti üzerine savcılık Şık hakkında soruşturma başlattı. Şık’ın soruşturmaya konu olan yazı dizisinin ilk iki bölümünde Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 yılları arasında yürüttüğü ancak kamuoyundan gizlediği “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerinde çevresel faktörlerin ve sağlık üzerine etkilerinin değerlendirilmesi projesi” hakkında bazı bilgiler yer alıyordu. Şık, yazı dizisinde Sağlık Bakanlığı’nın Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illeriyle, Kocaeli ve Antalya ilinde sulardaki kimyasal kirleticileri tespit etmek için yapmış olduğu araştırmanın bazı sonuçlarına da yer verdi.

Şık, Twitter’da yaptığı açıklamada bu yazısı dizisi nedeniyle Sağlık Bakanlığı’nın şikayeti üzerine savcılığın kendisi hakkında “göreve ilişkin sırrın açıklanması, yasaklanan bilgileri temin ve yasaklanan bilgileri açıklanması” suçlamasıyla soruşturma başlattığını söyledi. Soruşturmanın “Ergene Havzası İlleri, Kocaeli ve Antalya’daki Çevresel Ortamlarda Bulunan Kanserojen Maddeler” araştırmasının sonuçlarını açıkladığı için açıldığını aktaran Şık, hakkında soruşturma açıklamasıyla ilgili şunları söyledi:

Kapsamlı, sonuçları milyonlarca insanı ilgilendiren bir halk sağlığı çalışmasından elde edilen vahim sonuçlar karşısında Sağlık Bakanlığı tarafından önlem almaya vesile olacak bir ara rapor yazılmadığı gibi, ilgili kamu kurumlarını uyaracak herhangi bir girişim de yapılmadı.

Şık: “Kamu sağlığını ilgilendiren konularda sır, yasak olamaz”
Kamu adına iş görmekle mükellef kurumların yaptıkları çalışmaların sonuçlarını halka açıklamaları, halk sağlığını koruyucu çalışmaları yapmaları, gereken önlemleri almaları bir zorunluluktur. Yapılan çalışmaların sonuçlarının gizlenmesi kabul edilemez.

Devletin, kamu kurumlarının bu kadar yıprandığı, halk ve çevre sağlığının bu kadar tahrip edildiği bir ülkede verilerin gizliliğinden, yasak verileri çalmaktan söz etmekse gülünçtür.

Bir akademisyenin asli sorumluluğu devlete ya da kurumlara değil halka karşıdır. Bu sorumluluk içinde olduğumuz şartlarda ne kadar aşındırılmış ve baskı altına alınmış olsa da hatırlamamız gereken gerçek şudur: Kamu sağlığını ilgilendiren konularda sır ya da yasak olamaz.

Şık’ın açıkladığı raporda neler vardı?
Bakanlığın açıklamadığı çalışma sonucuna göre insan sağlığını tehdit eden pestisitin taze fasulye, biber, hıyar, marul, maydanoz, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini çok aştığı ortaya çıktı. Yine Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı kanser raporu sonuçlarına göre özellikle endüstriyel faaliyetlerden kaynaklı olarak, içtiğimiz suların da zehirli olduğu ortaya çıktı. Kocaeli’nde analiz edilen 106 su örneğinden yaklaşık yarısında alüminyum bulundu, yüzde 10’u sınır değeri aşıyor. Ergene Havzası’nda analiz edilen suların ise yaklaşık yüzde 42’si arsenikli ve bu değer Antalya’dan 15 kat fazla.

Cumhuriyet.com.tr